Hazerfen Uçuşu

Bu pazar saat 3 ve 3.30 arası "BOĞAZDA HEZARFEN UÇUŞU" adıyla gerçekleştirilen bir etkinlik havacılık sevenleri bekliyor.

1630 yılında Hazerfen'in Galata Kulesi'nden Üsküdar Doğancılar Meydanı’na gerçekleştirdiği uçuşa ithafen gerçekleştirilen bu etkinlik yoğun kentleşme nedeniyle Galata Kulesi-Üsküdar Doğancılar Parkı hattı yerine Sarayburnu- Şemsi Paşa Meydanı güzergâhında gerçekleştirilecek. Paramotor ile Sarayburnu'ndan Üsküdar Şemsi Paşa Meydanı’na, yapılacak olan Hezarfen Uçuşu, Abdullah Yıldız gerçekleştirilecek.

 382 yıl sonra sizlerde Hazerfen uçuşunu seyretme şansını yakalayabilirsiniz :)


Rekortmen Kahve

       



Kahve bir tutkudur ve kahveye gerçekten aşık olan insanlar vardır. Kokusu bir an da sizi cezbedebilir. Siz de belki bu insnalardan birisinizdir. :) Eğer öyleyseniz Son bir kaç gün Hırvatistan da olmadığınıza üzülebilirsiniz:P
Çünkü;
            Hırvatistan'da bir kahve firmasının kutlamalarında, şehir merkezinde 20 kahve makinasıyla Cappuccino hazırlanmaya başlandı... Etkinlik sonunda 2012 litrelik dev Cappuccino sunuma hazırdı ve bu etkinlikle Hırvatlar guinness rekorlar kitabına isimlerini yazdırdılar.

Zaman makinası mı icat etmeye çalışıyoruz hala?

Aslında eski zamanlara dönüp her şeyi değiştirebiliyoruz da tam olarak kullanma kılavuzuna hakim değiliz.

Mesela yaşadığınız anı, her bir saniyesinden emin olduğunuz dakikaları gün gelir bir şey duyarak sil baştan kurgularsınız. Hayat böyle! Çok değişkenli bir denklemdeyiz ve parametreler değiştiğinde sonuçta birden değişiyor. Yaşadığınız bir anı destekleyen olaylar değişirse alt üst olabiliyor yaşadıklarınız, hissettikleriniz tam tersi olabiliyor. Her şeyi sorgulamaya başlıyoruz. Bulunduğumuz yeri, yanımızdaki kişileri, gülüşlerini, somurtmalarını... O an düşünmediğiniz bir çok değişkeni... Ve alın size zaman makinası...

Kaybolmak

Bilmediğiniz bir yerdesiniz, etrafınız güvenilir mi bilmiyorsunuz ve kaybolmuş durumsasınız... Zihniniz nasıl huzursuzdur, kalp atışlarınız hızlı ve ruhunuz çaresizdir...

Kaybolmuş durumdayım bende hemde kendi içimde huzursuzum, çaresizim... Ne bir pusulam var ne de köşe başına işaret koyduğum bir iz... Kocaman bir boşluk ve ortasında ben...

Hormonlu Domates

Bu yıl 20. si düzenlenen Istanbul LGBT Onur Haftasi kapsamında, 8. kez  homofobi ve transfobi ödülleri olarak verilen "Hormonlu Domates" kazananları belli oldu. 


Ödüllerden bazıları ve verilme sebepleri aşağıdaki gibi;

Kurumlar – AKP: CHP ve BDP’nin eşcinsel hakları ile ilgili yasa önerisini “genel ahlaka aykırı, neslin korunmasına ters” diyerek reddettiği için.

Siyasetçiler – Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek: Türkiye’de gey belediye başkanı olmaması gerektiğini savunduğu için.

Mekanlar – Taksim Mango: Trans kadın bir bireyi erkek soyunma odasına sokmaya çalıştığı ve o trans bireyi rencide edecek davranışlarda bulunduğu için.

Yaşam Boyu Hormonlu Domates – İdris Naim Şahin: Eşcinselliği ahlaksızlık gayriinsani durum olarak tanımladığı için.

TV&Magazin – İkbal Gürpınar: Eşcinsellere hasta demekle kalmayıp onların büyük bir kısmının mutlaka bir erkek çocuğa tecavüz ettiğini söylediği için.


Teşekkürler Evren!!!

Gülüşünüzden rahatsız olan bir adam için iki defa düşünmelisiniz...
Siz mutluluktan gülerken o gülüşünüz yüzünden sizi tenkit ediyorsa, ifade tarzları çirkinleşiyorsa aranıza sınır koymanız gereken birisiylesinizdir. Sizin mutluluğunuzun önüne geçebilecek bir sürü şey vardır çünkü o kişi için.
Her konuda fikir belirtmenizden rahatsız oluyorsa bir adam,  sizin düşünüyor olmanızdan rahatsızdır. Yükselmenizden, başarılarınızdan korkuyor demektir.
Eve geç dönüyorsunuz diye söylenip bunu çevresel faktörlere bağlayıp sonra onunlayken dönerken evinizin dibinden alıp sizi daha uzakta bırakıyorsa,  dönüş saatindeki karışma size olan güvensizliktendir. Ve karşılıklı güven yoksa içinizde bu huzursuzlukla ne kadar yaşayabilirsiniz ki...
Tüm bunların farkına varıp bitmiş bir şeye yeniden başlamakta aynı hatayı yeniden tekrarlamaktır aslında ama bunu yaptıran o kalbinin bir garip çarpışlarının adı her neyse biraz mazoşistlik biraz saflıktır aslında.
Ve bu saflık size çok şey öğretmiştir bir o kadar da yıpratmıştır.
Her şey bitti deyip hislerinizi dizginlemeye çalıştığınızda hakkında bir şeyler duymak, onu telefonla arayan kişilerin hangi sıfatla kayıtlı olduğunu öğrenmek sizi rahatsız ediyorsa, sizi o günden alıp acaba öncesinde şöyle miydi böyle miydi diye düşünmeye götürüyorsa da o yaşadığınız güvensizlik tüm güzel anılarınızı yıkmaya başlar. İçinizde kalan sevgi kırıntıları geçmişinizdeki mutluluklarınızı alıp götürür.

Yine de durup şunları diyebilirsiniz;

"Tanrı size istediğiniz insanları değil, ihtiyacınız olan insanları verir... Öyle ki; bu insanlar size yardım edecek, sizi incitecek, acı verecek, sizi terk edecek, sizi sevecek ve olmanız gereken insan olabilmenizi sağlayacaktır..." 
Lao Tzu"

Teşekkürler evren gözyaşların ve kahkahaların için...

küçük adımlar

Geçtiğimiz günlerde geyik yaptığımız bir ortamda "buğulu bir cam görsen ne yazardın?" sorusu geldi aniden... bir anda gelen sorulara düşünmeden cevap veririz ya hani içimizde ne varsa o anda...

Ve bende o an boşta bulunup elimi yumruk yaparak çizdiğim küçük adımlardan yaparım dedim. Ardından durup bir düşündüm... Gitmek geliyordu demek içimden; son 1-2 haftada hayatımın farklı bölümleriyle alakalı o kadar farklı sorunlar yaşadım ki kendimden gitmek geliyordu içimden.

Geçtiğimiz hafta açıköğretim sınavlarına telefonsuz gidilmesini fırsat bildim ve çıkışında kendimi yollara bıraktım yürüdüm deniz kıyısında oturdum bir yerde içimdekileri yazdım bir deftere... Beklemediğin bir anda birisinin araması, daha doğrusu beklediğin kişinin aramaması, sonra canım sıkılıyor diye telefona sarılıp birini aramamak, internette dolaşmamak...

İyi gelmişti, deniz sesini dinlemek, gökyüzüne bakmak, düşünmek...

Yeniden denize gitmek lazım mavide bulmak kendimi.... 

Eşik değer

Belki romantikte olurum, ayrılığıma daha da üzülürüm ama olmuyor bir sürü dert bir anda geliyor hiç birine gereken hakkı veremiyorsun ama iyi oluyor belki de hepsini bir arada çıkarıyorsun... Belli bir eşik değeri var sonuçta üzüntünün, sıkıntının da...

Mavi

Şu an dalga seslerini dinliyorum...
Hep mavide buldum ya kendimi, bugün denizin mavisiyim.
Dertlerimi denizin yanında bıraktım.
Bıraktım ki başka denizlere gitsin, okyanuslara kavuşsun.
Okyanuslara ufak gelir bu dertler, bana fazla.

Aşk kırıntıları kaldı



paylaşacak bir şey artık yoksa bir erkekle bir kadın arasında...
aşk kırıntısıyla doymaktansa, tek başıma aç kalırım bu hayatta.

Öyle içten...

İstemediğimiz için, belki de yüzümüze bir çok kez söylenmesine rağmen kabul etmedik gerçekleri. Şakadır dedik, öyle demek istememiştir diye kendimizi avuttuk.
Büyürken annemiz azarladğında ağlarken yine dönüp ona sarılıp susardık ya, en içten sevgileri de öyle sandık. Tartışıp yine sığınacağımızı ya da cidden çok sevdiysek söylenmemize rağmen yine bize dönmesini bekledik karşımızdakinden, ama olmuyor öyle o insanın vücudundan bir parça değilsiniz. İçinde büyümemişsinizdir. Dışında büyürken gözünüzün içine bakmamıştır. Siz bir dakika fazla uyuyun diye kendi uykusundan fedakarlık etmemiştir.
Bu denli içten sevgileri bulabilmek dileğiyle...

Bağlar...

Bağlılıktır öyle ki yaşam kaynağındır köklerin, suyundur vitaminindir... Seni bağlı olduğun insanlar yeşertir, besler, mutlu eder. Kimileri sınır koymuştur o yönde ilerlemez köklerin. Kimisinde sınır yoktur uzanıp gitmiştir köklerin ayrılmak daha zor olur böylesinden. Ama tüm bunların yanında Özgürlüğü tanımlarken bağımsız olmak deriz... Bir ağaç olmak ise hayat belki resimdeki gibi kuşlara bağlar kendimizi köklerimizden kurtuluruz ama bu seferde kuşlara bağlı yaşar olmaz mıyız?

Anne dediğin

Anne dediğin; içinde dışa vuramadığın tepkiler varken ve sözcükler boğazında düğüm olmuşken duyduğun bir ezgiyle oturup ağladığında "ben mi üzdüm seni kızım" diyerek gözleri dolandır...

İyi ki varsın anneciğim..

İnsanlar mutluluğu kaybediyor..

Doğru kabul ettiğimiz şeyler değişti ve hırslar uğruna elimizdekilerden vazgeçtik... Yeterli olanla mutlu olmayı öğreneceğimize fazlalarla mutlu olmayı tercih ettik, hep daha fazlası olduğundan mutluluğu yakalayamadık...



Bağlayanlar...

Bir kuşuz aslında biz gökyüzünde özgürce süzülen... Hani kendimizi bağlı zannediyoruz ya bir yerlere gitmemizi engelleyen bağlarla, her birini kendimiz çiziyoruz aslında. İçimizde kendimizi bir yere ait hissetme duygusu var onun ipleri aslında bunlar, olmasından mutlu olduğumuz ama sınırları olduğunda bırakıp gidemediğimiz için esaret dediğimiz...