Sevme Halleri=)

Uzun zaman olmuştu bu denli hayatımın içinde birini hissetmeyeli... Birini merak etmek, onun seni merak etmesi ve hatta bunlar yüzünden tartışmak... Bu kadar sancılı mı sevgi; bir annenin vücudunda büyüttüğü bebeğini hayatın kollarına bırakması gibi, dışında büyüttüğün bir sevgiyi hayatının merkezine alma çabası... Güzel duygular bunlar sevildiğini hissetmek, hele bir de karşındaki insanın seni anlamaya çalıştığını görmek olsa tadından yenmez ya seninle aynı sancıları mutlulukla yaşadığını bilsen...
Daha güzel olacak ama, yüzündeki gülüşten mutlu olabiliyorsan sadece daha gidecek çok yolun var sevgi (=

Bol sevgili günlerimiz olsun, anlayış içinde...

Yıldız Yaşayan Kütüphane

Yıldız Teknik Üniversitesi Sosyal Sorumluluk Kulübü ve Yıldıztog işbirliğiyle  "Hakkında Değil Kendisiyle Konuş!" diyerek sizleri  2. sini düzenlediğimiz Yıldız Yaşayan Kütüphane  etkinliğine çağırıyoruz.

Etkinliğimiz bu yıl 29-30 Mayıs 2012'de YTÜ Bahar Şenlikleri'nde.


Yaşayan Kütüphane hakkında ayrıntılı bilgiye http://www.yasayankutuphane.net/ adresinden, Yıldız Yaşayan Kütüphane hakkında ayrıntılı bilgiye blog adresimizden, güncel haberlere ise facebook hayran sayfamızdan ve twitter heseabımızdan ulaşabilirsiniz.

Bizlere maddi ya da ayni kaynak olacak kişi ya da kurumların, bastırılacak afişlerimizde ve tshirtlerimizde logolarına yer verebilir ve kendilerine Toplum Gönülleri Vakfı tarafından gönderilen Teşekkür Belgesi'ni takdim edebiliriz.

iletişim için;
yildizyasayankutuphane@gmail.com









Kadın Erkek Halleri

toplumsal cinsiyet ayölyesi için fatih üniversitesindeydik bugün :)
yazın gönende aldığım eğitimden arkadaşım Ece ile beraberdim. Sabah erkenden yollara düştük zira Fatih üniversitesi İstanbul'un Edirne sınırında... Ama bizi yıldırmak için yeterli değil tabiki.

Zaman sebebiyle bir sürü atölye fikri arasından seçim yapmak durumunda kaldık. Bir diğerinin kalbi kırılır diye içimiz burkuldu ama şartlar utansın.

Atölyelerimizden bahsedeyim biraz;
*toplum tarafından cinsiyetlere etiketlenen sıfatları irdeledik,
*genel dayatmaların cümlelerde form bulmuş hallerini münazara şeklinde inceledik -savunmadığımız şeylerde hangi fikirlere sığındığımızı gördük-
*doğumumuzdan başlayarak toplumun cinsiyetler üzerinden dayattıklarına değindik;-pembe mavi kıyafetler, masalların içerikleri, oyuncak seçimleri, meslek seçimleri, evlilikte görev bölümleri!..
*ve son olarak gün içinde edindiklerimizi, artılarımızı eksilerimizi konuşarak birbirimizi geri besledik...

Oturumlarda genel olarak şu durumlara rastladık.
 Genel olarak savunmadığımız bir düşünceyle ilgili fikir belirtmemiz gerektiğinde toplumsal normlara sığınıyoruz.
Aile düzeni bozulmasın diye insanlar illaki kendilerinin yapmamaları gereken işleri yapmayı tercih ediyorlar.
Bazılarımız davranışlarına bir başkasının karışıyor olmasından rahatsız olmayabiliyor.
Kadın erkek eşitliği, eşine karşı ve dışarıdaki erkeğe göre değişken olabilir



Genel hatlarıyla bu kadar bahsedebilirim bu günden...
Ama kendi adımıza yaşamımızda denk geldiğimiz cinsiyet ayrımlarını düşünebiliriz belki... Bize hiç sorulmadan önerilen rengin cinsiyetimizin etiketi olması, isimlerin erkek-kadın diye ayrılabilmesi, masallarda 12den önce eve dönmesi gereken ya da sokakta tanımadıklarıyla konuşmaması gereken yoksa kurt tehdidiyle karşılaşan kahramanlar, hayatımız boyunca birlikte olacağımız mesleğimizi bile seçerken o erkek mesleği-kadın mesleği eşleştirmeleriyle karşılaşmak, insan olmanın getirdiği yeme içme temizlik ihtiyaçlaırnı da sanki sadece kadınlar yapsın diye onlara ayrılcalık tanınmış, bir onların yeteneği var gibi var olan duruş, erkeklerin kendileri için bile bunları yapmakttan yüksünmeleri, kadın-erkek buluşmasında hesabı erkeğin ödemesi üzerine olan baskı gibi durumları da iç sorgulama ile bir irdeleyelim derim.

Gerçekten eşit olacağımız zamanlara...

31-03-2012

Sarhoş

İçmeden 'Sarhoş' Olmak istiyorum..! Nasıl mı..! Sen Beni 'SAR' acak ben ise 'HOŞ' olacağım..! :) -küçük iskender-

MESELA diyorum;

Bıraksam MUTFAKTA biriken bulaşıkları,
Çeksem arkamdan kapıyı,
KADIN başıma gitsem bir meyhaneyi dağıtsam..!
FONDA Sezen'in şarkıları çalsa; Ben AĞLASAM...
Şişenin dibine dibine vursam..!

MESELA diyorum;
Sokaklardan bütün ERKEKLERİ kovsam,
Bu gecelik evlerinde otursalar..
Korkmadan dolaşsam bütün şehri,
Kimse DOKUNMASA bana,
Bir sandalda sabahlasam...!


Alabildiğince KADIN,
Alabildiğince ÖZGÜR olsam.
Küfür etsem ağız dolusu, utanmasam;
Şehre isyanımı haykırsam.
Kim bilir kaç kere satılmıştır,
bu dünyanın ANASI...!

MESELA diyorum;
Bu gecede ben BABASINI satsam.

 -alıntıdır-

Erguvan zamanı

Uzuun bir yolculuğa çıktım gördüğüm bir fotoğrafla... Bir kaç şehir geçtim ve bir kaç yıl geriye döndüm -aslında baya bir yılda neyse yaşım ortaya çıkmasın :P- Aynı mevsimdeyim ve bir camın arkasından küçük bir bahçeye bakıyorum. Şehrin merkezinde bir evin sahip olabileceği büyük bir bahçe bile sayılabilir aslında. Camdan görünen küçük mor noktalar var bir ağacın dalları arasında. Ertesi gün biraz daha büyük noktalar, ve bir kaç gün içinde bir çiçek yığını.

Baharın gelişiyle o gri duvarlar can bulurdu, kasvetini alırdı bu küçük ağaç. Belki sokakta oyun oynama izinlerinin alınabileceğini çağrıştırdığı için belki camdan baktığımda günaydın dediği için belki de mor olduğu için çok severdim bu manzarayı. Bir kaç dal kesilip evi de süslerdi, güzel kokular sarardı etrafı... Tane tane dökülürdü çiçek yaprakları masaya ve masada renklenirdi... Ve sessizce uzaklaşıverirdi, yapraklar yerini güneşe bırakırdı baharı geride bırakıp. O eve veda edişler gibi, çocukluğa hoşçakal demeden büyüyü vermek gibi,  hoşçakal der misin diye sorulmadan sessizce giderdi. Varlığı mutluluk katarken yokluğunu hep sorguladığın hale gelirdi...

Ve Fotoğraftan uzanan yollardan geri dönmek; bir anda yola çıkıp merhaba demek hoşçakal demeden geri dönmek...

omuzlar ve ayaklar

hep birbirimizin omzunda yük olduk, ayaklarımızı yerden kesmemize engel olan...

lanetli pazar

bugünü lanetli pazar ilan ediyorum... Sabah üds sınavı için erken uyanmak zorunda kaldım. Saati kurduğum zamandan bir 15 dakika önce uyanınca nasılsa alarm çalacak deyip uyudum yeniden ama duymadım tabiki alarmı :) neyse koşturuyorum bu arada evde tam çıkıyorum derken apartmandan çıkamaıyorum otomata basıyorum yok kapıyı elle açıyorum yok meğer anahtarla kitliyorlarmış içeriden... Ee sınav sistemi malum bende girişte kavga etmeyeyim diye yanıma anahtar almadım neyse giriş katında oturan bir komşum imdadıma yetişti de tekrar eve çıkmak zorunda kalmadım. Sonra koştur koştur sınav salonuna tam girdim ki yerime oturduğum an sınava başlayabilirsiniz sesini duydum tabi hemen başlayamadım...
Derken sınav bitti, zaten sınavda çok uykum geldi 'ben paragraf sorularını anlamam şimdi' deyip onları sallayıp erken çıktım :D Eve döndüm derken sokakta elektirk hatlarında bir sorun çıktığı için elektirikler kesik ve haliyle zile basıp evime giremiyorum, anahtar nerede;sınav sitemi! telefonla evi ara; sınav sistemi! telefon etmek içinde yokuş yukarı çıkmak gözümde büyüdü ve apartman önünde beklemeye başaldım neyse yine bir komşum imdadıma yetişti ve eve telefon ettim de girdim :)
Bedaş'ı aradık bir kaç saat elektrik gelmeyince o saatte dedi gelmedi bu saatte dedi gelmedi en son aradığımda 10.30 du ve 11de geleceğini iddia ettiler. Derken sokakta bir bağrışma duydum cama çıktım ve ne duyayım. Tamirat işini yapanlar gidiyor ve üst kat komşum durumu soruyor... Adama 11'e kadar tamir edileceği söylendi diyorum o ne bilecek ben çalışıyorum bana sorsanıza diyor. Ee elektrikler ne olacak dedi bu sefer üst kat komşum, elektirikçi de sabahtan beri söylesenize size elektrik bağlayalım diyor. İlk defa böyle bir şeyle karşılaştım. Faz tamiri yapılırken görevlilerden rica edersek faz değiştirip elektrik bağlayabiliyorlarmış. Bilmediğimiz yetmezmiş gibi 12 saattir elektiriksiz yaşamamızda cabası bir de adamdan azar işittik 'binaları dolaştım ben neden istemediniz!!', komşum hemen olaya el koydu; "pankart mı açalım, insanlar neden elektrik istemesin bağlayın tabi"... bir sürü şey işte tüm bunlardan dolayı lanetli pazar bugün!

nerede kıymetliyiz?

Bir insan ancak değerini bilenin yanında kıymetlidir!
Ne kadar doğru bir söz yanınızda sizi seven birisi yoksa kıymetli değilsinizdir orada. sonbahardaki uçan bir yapraksınız belki de... Bir ağaçtan kopmuş ve mutlaka bir yere konacak ama anını bile bilmezce savrulan...

Bu aralar biraz yoruldum, Beni bilmeyen insanların olduğu ortamlarda olmaktan. Her girdiğim ortam biraz daha samimiyette az mı, yoksa her girdiğim ortamdan çok mu samimi ayrılıyorum da karşılaştırınca böyle görünüyor bilmem. Bir ortamda içinizden geldiği gibi konuşuyorsunuz yanlış anlaşılmayacağınızı biliyorsunuz. Yardım teklif etmek gelmiyor aklınıza, karşınızdakinin içtenlikle yardım isteyebileceğini bildiğinizden ama düşüncesiz oluyorsunuz hiç beklemediğiniz bir anda.
Ve tanındığınız insanlar arasında olmanın iç huzuru, söylediklerinizi tartmamanın, yanlış anlaşılmayacağını bilmenin iç huzuru, mutluluğu ne güzel şeydir aslında...

Afiş severlerdenim

Film afişlerini sevenlerdenim bende, İzlediğim izlemediğim bir sürü filmin afişini somut olarak olmasa da kayıtlı bulunduranlardanım. İçlerinde gezmek, yıllarına göre yorumlamak, konularına göre yorumlamak, döneme göre oyuncuların ön plana çıkarılması döneme göre konunun, yani değişikliklerini incelemek hoşuma gidiyor. 
Bugün taksimden geri dönerken metro girişindeki sergi alanında kulağıma çalınan film müziğiyle kendimi bir anda afişlerin birebir kopyası yapılan tabloların yanında buldum. 'Selvi Boylum Al Yazmalım'da vardı, 'Kill Bill','Moulin Rouge', 'Casablanca' da. Müziklerde filmler gibi çeşitliydi. Sizde taksim yakınlarından geçecek olanlardansanız bir uğrayın derim.

Karışmak

İnsanları anlayamadığım anlardan birisi daha. Ve bu bir isyan yazısı...
Sen hayatıma gereğinden fazla burunu sokan beni, benim bulunduğum ortamı, yaptığım işi, gittiğim yerleri sorgulayan insan bilhassa oku lütfen!

İçinde bulunduğum bir sürü ortam var, bunlardan birinde seninle tanışmış olmam hayatıma karışabileceğin ya da sorgulayabileceğin anlamına gelmiyor. Bulunduğum bu ortamlardan hayatıma aldığım arkadaşlarım, dostlarım var ama herkesi almak zorunda değilim. Merak ettiğin şeyleri bana sormak yerine bir başkasından öğrenmeye çalışıyorsan büyük ihtimal sende bu almadıklarım arasındasın! Lütfen bende senin hayatında olmayayım ;)

Ve üstüne alınırsın umarım; dedikoducu kişilikteki (aman bu kelimeye dikkat sende olmadığına inancım büyük, sende yeni yeni farkına varmışsın ve söylemekten çekinmez olmuşsun )  insanlar gibi yanlışı söyleyeyim doğrusunu öğrenirim ayağına ikinci kez yatıyorsun benimle ilgili konularda ilkinde tersledim diye şaşırdın, ikincisinde direkt söylemiyorum dolaylı anlarsın diye buraya yazıyorum3. de farklı olur.


 Bunun dışında konuştuğum bir konuyu başka bir yerde anlatan arkadaşlarım, bırakın insanlara anlatacak bir şeylerim olsun. Nasılsa anlatırsın samimiysin diye karar vermeyin benim yerime. Gerçekten anlatacak olsam bile bunun kararını ben verebileyim. 



ihtiyaçlar

İhtiyacımız olan her şey fazlasıyla vardır belki de elimizin altında ideallerimiz için... Sadece kullanmayı bilmiyoruzdur...

Dali özler

3 yıl önce Sabancı müzesindeki "İstanbul'da Bir Sürrealist: Salvador Dali" başlığıyla buluşmuştu tabloları bizlerle. Bizimle yani ben ve şahinderle buluşmaktan pek memnun olmayabilir aslında ya da aksine çok mutlu olmuştur tablolarıma deli gözüyle bakan bu insanlar var diye ama bilemiyoruz işte bunu:P en son gülmekten yerlere oturuyorudk ki tablo isimleri sebep oluyor buna hep :D

Bu sene de gezi arkadaşım zenci ile gittik sergiye. Gül kafalı insan figürüyle dali Ispartalı'ymış diye başlayıp, yok bu tabloda diş fırçalamanın öneminden bahsediyor diye son bulduk. Her tablonun önünde durup gülme krizleri geçirdik yine. Ama milim milim ilerleyen kuyruktaki tabloları inceleyen insanlar kim bilir ne itici gözle bakmışlardır bize:D:D:D
Neyse bir başka sergide yine yorumlarımızla geleceğiz :)

Kaybedince farketmek

Big Fish filmini izledim az önce, hikayeler anlatan bir babadan bahsediyor ve bu hikayeleri bir çok kez duyduğu için sevmeyen oğlu... Fazla abartılı geliyor ona hikayeler ve bir sürü ortamda duyduğu için anlamsız. Gerçekliğini yitirmiş artık. Ama bir bakıyorsun bir kayıpla yüzleştiğinde hikaye kahramanları gerçek. Çok geç anlıyorsun gerçekleri kendinin yok ettiğini.

Hayatta böyle işte kendimizi olayları kötü yanından görmeye şartlıyoruz. Basit görüyoruz büyük mutlulukları. Bizim doğum hikayemizin önemsenerek anlatılması abartılı gelebiliyor. Off yine mi abartıyorsun diyebiliyoruz. Ama o insanın gözünde ne kadar önemli olduğumuzu, bizi kelimelere sığdıramadığını bir hastane köşesinde anlayabiliyoruz.

Ve duymayı beklediğimiz sözleri ancak giderken söylemeye cesaret ettiği için kaybederken birini, geçmişteki mutlulukları kazanıyoruz ama kayıp mı kazanma mı tartışılır.

Eğlenceli hikayelerle yaşamınızı sorgulamak isterseniz iyi bir film diyebilirim.

İyi seyirler...

Ineta...

seminerdeyiz!!!
Bugün ilk günüydü duyurmak için biraz geç kaldım sanırım ancak etkinliklerin devamı oluyor ve ilgisinin çekenlerin takip edebileceği bir platform. Ineta nedir için bir röportaj...
Konuşma konuları birbirinden farklı ancak sizde yeniyseniz benim gibi araştırabilecek bir sürü başlık kazandırıyor...