beni tanıyanlar bilir biricik çılgın yeğenim pelinsuyumla uğraşmayı pek severim:D onunda çenesi biraz düşük olduğu için yaşına başına bakmadan bana laf yetiştirir. -konuşmaya başladığı günden beri benimle uğraşıyor ya ne bu böle:D - ondan alıntılar yazıp prim yapmaya çalışacağım bende şimdi:D
Mesela bizim milletin garip sevgi anlayışı vardır severken yeme terimini kullanır yerim seni oy ne tatlısın falan gibi:)
Bende yerim seni yerim ablacım diye sevdiğimden hep, kuzucum insanlar böyle seviliyor zannedip hani seni çok seviyorum der gibi 'yerim seni yerim ablacım' deyip sarılmaya başladı :D tabi 3 yaşında çocuk yapınca pek bi sevimli oluyor..
yine daha küçük zamanları ağlıyor bir şeylere kafasını dağıtmaya çalışıyorum oynuyorum falan, o an gayri ihtiyari aslan taklidi yapmışım, çocukları severken karşısında şebek olan çok insan görmüşsünüzdür otobüste orada burada aynı onlar gibi:D Ve beni yıkan soru; 'şimdi neden aslan oldun ki', ne bileyim ya sorguladım cevap bulamadım hım tamam o halde ben bi gideyim diye kaçtım gülerek:D
ee biraz daha büyüdü ve çağımızın çocukları gibi bilgisayarlarla oyalanır hale geldi. Bizde o yaşlarda sokağa çıkar oynardık falan hey gençlik yılları.. :p Neyse annesinin evde olmadığı bir anda bilgisayarı açıp çizgi film izlemek ister, bilgisayar kullanmayı bilmeyen yengeme söyler kızım ben bilmiyorum deyince sende bir şey bilmiyorsun babanne diye o da Pelinsu'dan nasibini alır. Ardından halaya bir telefon edilir hala da dargın 4 yaşındaki çocuğa açma tuşuna bastıktan sonra başlat yazan yere tıkla diyince şalterleri atar ve ben okuma yazma biliyorum sanki diye bir isyankarlık başlar:D
Ardından benim İstanbul'da olduğum dönemlerde özlemimi gidermek adına kameradan konuşmalarım var. Telefonla arayıp hadi internete bağlanında konuşalım dediğimde gelen tepki(O sırada internet bağlantılarında sorun yaşıyorlar); bağlanabilirsek bağlanırız bağlanamazsak bağlanamayız..:P
Vee bomba:p birgün çok konuşmuş olmalıyım ki bizde olduklarından onları geçirmek için aşağıya indim giderken son bir seveyim çabalarındayım konuşuyorum bir sürü tabi, çocuk isyan etti; 'çok konuşan melecikleri hiç sevmem' :D:D:D
vee garibim kuzucum kreşe başlar, annesi yeni işe girer ve pelinsu kreşe başlar. 3-4 yaş arası çocuklardaki genel ben büyüğüm, ablayım abiyim tirplerinde bulunan Pelinsu sabah erkenden uyanmanın vermiş olduğu rahatsızlıkla(sabah 4e kadar falan bizle oturur, uyumamak için kendini oyalar hatta bebekken emeklerken sızıp kalırdı): -ağlamaklı bir ses tonuyla- ama küçücük bebekler okula gitmez ki diye dudak büker ve o an çocuğu okuldan kaçırasım gelir niohaha okul konusunda kötü örneğim sanırım:D
son olarakta; kurban bayramında bizimkilerin kasapların kesimini beğenmeyip kendilierini kestikleri bir kesim aşamasında önce kayunların postlarının içini ilk defa görüp aa krem sürmüşler diye tepki verdikten sonra.. Bizim kuzenlerle içi dışına çıkmak üzere olan zavallı koyun hakkında fen bilgisi öğretmeni olan kuzenin hayvanın organlarıyla ilgili bilgilerini paylaşması, benim ortan orantı saçmalamasıyla vücut oranlarını bulmaya çalışmam, mütercim tercüman olan kuzenin bunları ingilizceye çevirmesi gibi bir kurban parçalama sırasında bizi patlatır; bende bayramlık paralarımla mikroskop alıp mikroplara bakterilere bakacağım zaten :D bizde bayramlık paralarımızla ne kadar lüzümsuz taso, casper dergisi, çikolata falan varsa onları alırdık:D:D:D
Aslında hepiniz rengarenk kalpleriz şu dünyada...
Günah çıkarırcasına, en azından kendime anlatmak istedim tüm kötü yanlarımı... Bir kötülüğü yaptığın zaman devamını yapmaktan çekinmiyor insan ya da anlamadan yapar durumda buluyor kendini... Tam tamına beyaz değilim zaten ben. Siyah noktalarda var hayatımda sarı pembe mavi.. çizgilerde belki bazıları çok daha fazla ama bembeyaz yaşayamaz zaten kimse... Ve her duyguyu De Bono'nun şapkaları gibi renklendirecek olursak bırakın rengarenk olalım yeter ki siyahlarımız çok olmasın...
dürüst insanlarla karşılaşmak dileğiyle
Ne çok karışmak istedim bir insana özgürlüğünü elinden alır gibi ne de çok fazla fikirler söylemek akıl verir gibi.. Sevdim sadece uyarmak istedim ya da iyi bildiğimi söyledim ki onun için onlar içinde iyi bir şeyler olsun... Rüzgar aynı esmiyorsa benim suçum yok başak tohumlarının saplarından ayrılırken toprakla karışmasında.. Ardından gelen yağmurla herşeyin çamur olmasında... Belki çenemi tutamıyor olabilirim ama susmayı denerim rahatsız etmemk için.. Ama şu var rahatsız oluyorsanız içten davranmamı ya da sizi düşünmemi istemiyorsanız uzaklaşırsınız. Sorarım elbet neden uzaklaşıyorsun diye açıkca söyleyin 'sevmiyorum seni' sevildiğimi duymak gibi buna da saygı gösteririm elbet... Dürüstlüktür çünkü bu ve sevgiden çok dürüslüğe ihtiyacı olduğuna inanırım insanların... Dürüst insanlarla karşılaşmak dileğiyle...
Pheaton (Fayton)
İnsan rüyasında faytonun, babasının güneşi taşıyan arabasından düşüşünü görür mü, görürse anlamı nedir?? Sınav haftasıysa herşeyi görme ihtimaliniz vardır... Sınavınızın tepetaklak olacağı anlamına gelebilir belki :P
Mitolojide Helios güneş tanrısı olarak bilinir. Güneş tanrısı olarak sabahları atlı arabalarla güneşi yerine taşıdığına ve akşamları yine atlı arabalarla yeryüzüne indirdiğine inanılır.
Pheaton (fayton) ise özbabasının Helios olduğunu başlarda bilmemektedir. Annesi Kleymene'den gerçekleri öğrenince hemen Helios'un yanına gider. İnsan oğluna bir tanrının çocuğu olduğunu kanıtlamak istediğini söyler ve babasının güneşi taşıma görevini bir gün için o yapmak ister... Babası oğlunu kıramaz, bir sürü öğütte bulunarak onu arabayla uğurlar.
ihtişamlı arabaya yerleşen Pheaton bütün öğütleri unutur, arabayı kontrol edemez ve güneşin sıcaklığı yeryüzünü kavuracak hale gelir. Suların bir kısmı buharlaşır dağlar alev alır... Libya çoktan kavrulmuş çöl olmuştur. Etiyopya halkı içinse çok geçtir, sıcaktan kavrulmuş olan tenlerinin rengi siyaha dönmüştür artık. Bulunduğu yerden tehlikeyi farkeden Zeus yıldırımlarını Phaeton’un üstüne yollar. Yıldırımlarla baş edemeyen zavallı Phaeton, efsanevi nehir Eridanus’a düşer ve ölür.
Aslında bugün bir çoğumuzun adalardan bildiği faytonun ismi de buradan gelir. Helios'un güneşi taşıdığı arabanın, oğlu Pheaton(fayton)'un ismiyle anılmasıdır.
Mitolojide Helios güneş tanrısı olarak bilinir. Güneş tanrısı olarak sabahları atlı arabalarla güneşi yerine taşıdığına ve akşamları yine atlı arabalarla yeryüzüne indirdiğine inanılır.
Pheaton (fayton) ise özbabasının Helios olduğunu başlarda bilmemektedir. Annesi Kleymene'den gerçekleri öğrenince hemen Helios'un yanına gider. İnsan oğluna bir tanrının çocuğu olduğunu kanıtlamak istediğini söyler ve babasının güneşi taşıma görevini bir gün için o yapmak ister... Babası oğlunu kıramaz, bir sürü öğütte bulunarak onu arabayla uğurlar.
ihtişamlı arabaya yerleşen Pheaton bütün öğütleri unutur, arabayı kontrol edemez ve güneşin sıcaklığı yeryüzünü kavuracak hale gelir. Suların bir kısmı buharlaşır dağlar alev alır... Libya çoktan kavrulmuş çöl olmuştur. Etiyopya halkı içinse çok geçtir, sıcaktan kavrulmuş olan tenlerinin rengi siyaha dönmüştür artık. Bulunduğu yerden tehlikeyi farkeden Zeus yıldırımlarını Phaeton’un üstüne yollar. Yıldırımlarla baş edemeyen zavallı Phaeton, efsanevi nehir Eridanus’a düşer ve ölür.
buzdan heykeller
son günlerde ise buz festivalinde güzel eserler yapıyorlar.
ülkenin kuzeydoğusunda bulunan Heilongjiang eyaletindeki Harbin şehrinde bulunan Songhua Irmağı’ndan çıkarılan milyonlarca metreküplük buzlarla Buda heykellerinden, dev saraylara büyüleyici eserler yapmışlar..
Ayrıca Harbin’den dünyanın başka yerlerindeki benzer festivallere de buz satılıyor
Etiketler:
buz festivali,
festival
kan damlaları
Kırmızı damlalarla kalp çizildi... Dün kan bağışı kampanyamızın gerçekleşme günüydü. Kan bağışına dair farkındalık yaratmak amacıyla kampüste başlattığımız bir kampanya bu. geçen yıl 2 defa gerçekleştirdik ve bu yıl 3.sünü de çapa tıp fakültesinde dün gerçekleştirdik. Afişlerle, kulaktan kulağa, forum siteleri derken olabildiğince çok insana ulaşmaya çalıştık. Sınavlar, hastalaık, çalışıyor olma gibi sebeğlerle isteklerine rağmen gelemeyen arkadaşlarımız oldu. Bunlara karşılık orada olan 37kişiydik. Ancak ünite sayımız malesef 16... son 24 saat içinde yapılmaması gerekenler için arayıp uyarmıştık belki arkadaşları ama daha öncesi için herşeyi soramamıştık; kulak deldirmesi üzerinden 8 ay geçmesi gerekiyor, endoskopiden sonra 1 yıl, diş tedavisi 1 yıl, son 3 gün süresinde ağız spreyi kullanmamış olmak gerek gibi konular... kimimizin kan değerleri düşük çıktı ve bir arkadaşımızın kan değeri yüksek çıktığı için kan alınmadı!!! Kan merkezinin aletlerinin, kan değerleri yüksek olduğu için uygun olmadığını söylediler, bu trajedik bir şey aslında değerleri iyi olduğu için bir hasta faydalanamıcaktı kanından :(
Ama herşeye rağmen 16kişi için faydalı olacak bir kampanyamız gerçekleşti...
Ama herşeye rağmen 16kişi için faydalı olacak bir kampanyamız gerçekleşti...
Kan Hayattır!!!
Etiketler:
kan bağışı,
tog
sen-herkes-benzemek
Takipte olduğum birkaç blog var, bir bölümü zaten arkadaşlarım... Bir de patikli pengum ki geçenlerde bir yazı yazmış beni benden aldı... Tutamadım kendimi yorum yazdım hemen;
İnsanların yerleri değişiyor cümle içinde bile ve bazen o kişiye diosun ki; 'herkes sana benziyorken, şimdi sen herkese benziyorsun'
Öyle değil mi aslında sevdiğimiz bir insan varsa gözümüz heryerde arar onu ve herkes ona benzer belki içimiz kıpır kıpır olur yoldan geçen birini gördüğümüzde o mu acaba derken... Bir yerde arkadaşlarınla oturmuş sipariş verirken birisini onun sevdiği şeyleri söylediğinde aklına o da olsa bunu isterdi diye aklına geliyorken yani herkes ona benziyorken bir bakmışsınız sevginiz bitmiş bitirtilmiş belki de ve yaptığı hareketler herkesten farklı olmadığını göstermiş size... Sizin için herkesle aynı olmuştur... Ve aynı kelimelerle dünyanın iki kutbu kadar uzak anlamlar yüklemişsinizdir cümlelere,kişilere...
Ne kötüdür eskiden çok değer verdiğiniz birilerinin şuan ona değmediğini görmek... Ya da hiç değer verilmemesi gereken birine onca zaman değer vermiş olmanız.. Anı yaşamak güzeldir işte bu yüzden sonradan dönüp geriye bakmamak lazım o günün şartlarıyla sevmek ya da vazgeçmek...
İnsanların yerleri değişiyor cümle içinde bile ve bazen o kişiye diosun ki; 'herkes sana benziyorken, şimdi sen herkese benziyorsun'
Öyle değil mi aslında sevdiğimiz bir insan varsa gözümüz heryerde arar onu ve herkes ona benzer belki içimiz kıpır kıpır olur yoldan geçen birini gördüğümüzde o mu acaba derken... Bir yerde arkadaşlarınla oturmuş sipariş verirken birisini onun sevdiği şeyleri söylediğinde aklına o da olsa bunu isterdi diye aklına geliyorken yani herkes ona benziyorken bir bakmışsınız sevginiz bitmiş bitirtilmiş belki de ve yaptığı hareketler herkesten farklı olmadığını göstermiş size... Sizin için herkesle aynı olmuştur... Ve aynı kelimelerle dünyanın iki kutbu kadar uzak anlamlar yüklemişsinizdir cümlelere,kişilere...
Ne kötüdür eskiden çok değer verdiğiniz birilerinin şuan ona değmediğini görmek... Ya da hiç değer verilmemesi gereken birine onca zaman değer vermiş olmanız.. Anı yaşamak güzeldir işte bu yüzden sonradan dönüp geriye bakmamak lazım o günün şartlarıyla sevmek ya da vazgeçmek...
yeni günler
Hiç bir farkı yok takvim takip etmiyorsanız yarının, aslında yıl salıdan bitip cumartesiden başlamıyor herşey aynen devam ediyor. Gün hala 24 saat, aynaya bakınca hala aynı insan ve mevsim yine aynı...
1 yıl içinde yeni tanıdığınız kişiler olmuştur, belki eskilerden tanıyor olmayı reddettikleriniz. Ama iyi veya kötü bir yıl daha geçti ne güzel.. Yaşanılan herşey bir hatıra olarak kaldı mutlu ya da mutsuz belki gözyaşlarımmız aktı ama çok şeyler öğrendik hepsinden. Biz olduk böylece...
Yeni yılda zaman yine istediğimiz gibi akmayacak dilekler dilenecek ama kim bilir kaçı gerçek olacak... Herşeye rağmen, biz mutluluk dileyelim belki bir duyan olur;P
1 yıl içinde yeni tanıdığınız kişiler olmuştur, belki eskilerden tanıyor olmayı reddettikleriniz. Ama iyi veya kötü bir yıl daha geçti ne güzel.. Yaşanılan herşey bir hatıra olarak kaldı mutlu ya da mutsuz belki gözyaşlarımmız aktı ama çok şeyler öğrendik hepsinden. Biz olduk böylece...
Yeni yılda zaman yine istediğimiz gibi akmayacak dilekler dilenecek ama kim bilir kaçı gerçek olacak... Herşeye rağmen, biz mutluluk dileyelim belki bir duyan olur;P
Kan Bağışlar mısın??
Geçen yıl da, Tog dahilinde katılmış olduğum 4yapraklı yonca projesine paralel olarak yürüttüğümüz kan bağışı kampanyaları yapmıştık...
Hem Göztepede hem de Çapa da gerçekleştirdiğimiz kampanyanın bu yıl ki ilk ayağı 4Ocakta Çapa da gerçekleşecek. Bu kampanya için kampüslerimizden servisler kaldırılacaktır. Ayrıca acil kan ihtiyacı olduğunda veya trombosit bağışlarının en fazla 5 gün saklanabiliyor olmasından dolayı ihtiyaç halinde sizlere geri dönüş yapabilmemiz için 'ad,soyad, telefon, kan grubu' bilgilerinizi yazarak 4yy.yildizsos@gmail.com adresine mail atabilirsiniz... (bilgileriniz sadece bizde bulunmaktadır ve bize geri dönen çağrılar için mail yoluyla telefon yoluyla size ulaşmaktayız -istanbulda yürütebiliyoruz kampanyayı sadece bunu göz önünde bulundurarak istanbuldakiler mail atarsa sadece seviniriz)
Hem Göztepede hem de Çapa da gerçekleştirdiğimiz kampanyanın bu yıl ki ilk ayağı 4Ocakta Çapa da gerçekleşecek. Bu kampanya için kampüslerimizden servisler kaldırılacaktır. Ayrıca acil kan ihtiyacı olduğunda veya trombosit bağışlarının en fazla 5 gün saklanabiliyor olmasından dolayı ihtiyaç halinde sizlere geri dönüş yapabilmemiz için 'ad,soyad, telefon, kan grubu' bilgilerinizi yazarak 4yy.yildizsos@gmail.com adresine mail atabilirsiniz... (bilgileriniz sadece bizde bulunmaktadır ve bize geri dönen çağrılar için mail yoluyla telefon yoluyla size ulaşmaktayız -istanbulda yürütebiliyoruz kampanyayı sadece bunu göz önünde bulundurarak istanbuldakiler mail atarsa sadece seviniriz)
Etiketler:
4yy,
kan bağışı
olric olmayanlara..
"kafam cam kırıklarıyla dolu doktor. bu nedenle beynimin her hareketinde düşüncelerim acıyor, anlıyor musun? bütün hayatımca bu cam kırıklarını beyin zarımın üzerinde taşımak ve onları oynatmadan son derece hesaplı düşünmek zorundayım."
Oğuz Atay
Oğuz Atay
(Ç)alıntı
Hani insan bazen ne ileri ne geri tek bir adım atamaz ya..birini yanında tutmayı bilmez ama yokluğunu da istemez... Kaybetmeyi göze alamaz ama kazanmak içinde mücadele etmez... Bağlanmaya cesaret edemez ama azat da etmez o'nu.. Ne sevilmekten vazgeçer ne sevmeyi bilir. Hani çok sonra zaman geçer savrulur ya, o zaman dökülür dudaklarında itiraf edercesine. Ne gözümü alabildim, ne de göze alabildim..
bir kaç...
*Tüm şarkılarda bir cümle olmak ama bir şarkının tamamı olamamak... Ya da olduğun cümlenin sonundaki noktayı bulamamak...
*Bir eksik iki fazla oldum ben hep tam sınırını bulamadım ya çok çocuktum ya çok gerçekçi, ya çok ciddiydim ya da çok sevecen birşeylerin ortası yoktu, bende bulmaya çalışmadım...
*Ama noktalar her biten cümlenin sonuna konmaz mıydı? Noktalar nereden gelirdi, ünlem gibi inerdi cümlenin sonuna ya da üç nokta gibi nereye giderdi?
*Bir eksik iki fazla oldum ben hep tam sınırını bulamadım ya çok çocuktum ya çok gerçekçi, ya çok ciddiydim ya da çok sevecen birşeylerin ortası yoktu, bende bulmaya çalışmadım...
*Ama noktalar her biten cümlenin sonuna konmaz mıydı? Noktalar nereden gelirdi, ünlem gibi inerdi cümlenin sonuna ya da üç nokta gibi nereye giderdi?
ne kötüdür...
Ne kötüdür insanın aklıyla yüreği arasında çaresiz kalması..Ne kötüdür an kadar yakın bi asır kadar uzak olması.. .Ve bilir misin ne acıdır insanın bildiğini anlatamaması... '' Ben '' deyip susması, '' Sen '' deyip ağlamaklı kalması....
**Nazım Hikmet**
**Nazım Hikmet**
Etiketler:
Nazım Hikmet
pegasus
Pegasus ismini duymuşsunuzdur. Havayolları şirketlerinden biri olarak isminden bahsettirirken aslında bir mitolojik canlı ismidir. Ve şekil olarakta belki bizim çocukluğumuzda meşhur olan Ponylerden biliyorsunuzdur.
Yunan mitolojisinin kanatlı atı. Rengi tamamen beyaz ve uçmasını sağlayan kanatları vardır. Mitolojideki bağlar oldukça karışık ve ilgisiz olsada annesi babası ve kardeşleri üzeirne yorumlar var:) Poseidon(deniz tanrısı) ve Medusa(bakınız:p) nın oğludur. Ayrıca Zeus'un oğlu herkülünde kardeşi olarak biliniyor ama aradaki bağ nasıl bilemiyorum:D Başından çocuklarını doğuran erkek tanrılar varken Pegasusun Medusa'nın kafası kesildiğinde toprağa sıçrağan kanlarından doğduğu çokta ilginç değil aslında.
Görevi Zeus'un yıldırımlarını getirmektir.
Kanatlı atın Türk mitolojisindeki ismi ise Tulpar'dır.
Bellerophontes adındaki savaşçı, çeşme başında:P gördüğü Pegasus'u tanrıça Athena'nın kendisine verdiği altın bir dizgin ile ehlileştirdikten sonra onun üzerine binip serüven aramaya çıkar.Ağzından ateş fışkıran, üç kafasından biri aslan, biri keçi ve biri yılan olan canavar Khimaira'yı öldürür; Amazonlar olarak bilinen kadın savaşçıları yener. Yaptıklarından gurura kapılan Bellerophontes gökyüzüne uçmak isteyince, Pegasus onu üstünden atar. Anlatıldığına göre, Zeus Bellerophontes'in böbürlenmesinden öfkelenmiş, Pegasus'u gıdıklaması için bir böcek göndermiş, böcekten huylanan Pegasus ondan kurtulayım derken binicisini sırtından atmıştır. (bu böceğin atsineği olduğuda söyleniyor) Bu olaydan sonra gökyüzüne uçmayı sürdüren Pegasus çok geçmeden bir takımyıldıza dönüşür.
eğitime isyan
Hiç bir eğitimden geri kalmıyorum malum:P Matematik okuyorum derken, yazılım, açıköğretim, yabancı diller, işaret dili falan sıra formasyona geldi. Aslında öğretmenlik yapmayı düşündüğüm söylenemez öncesinde olmazsa şunu yaparım dediğim bir sürü alternatif var. Ama Klasik altın bilezik bulunsun zihniyetiyle ailem sebebiyle aldım. okulum devam ediyordu ya da zaten buralardaydım...
Ama şöyle bir sorun var bize sözde eğitim öğretim naısl olmalı, psikolojisi tekniği nedir anlatmakları gerekirken ortada amaçla çelişen birşeyler vardı!!!
Aslında bölüm öğrencilerine lisans eğitimlerine paralel olarak formasyon eğitimi alma hakkı geçen yıl verildi. Ama bizimkiler hoca sayımız falan az derken bizi bu haktan mahrum bıraktılar. Bu yıl üçüncü sınıflara zorunlu olarak dersleri açmak zorunda kaldırlar ve artık 4 hafta sonra son sınıflara verilen hakka karşı koyamadılar. Olaylar böylece başlamış oldu. Bizlerin 4 Haftalık ve kayıt haftasoyla birlikte 5 haftalık ders kaybımız vardı. Bazı hocalar eksiklerimizi gidermek için çabalarken hiç değilse kaynak önerirken bazıları sorun yaratmak için elinden geleni yapıyordu. Son olarak hasta halimle dersi takip etmek için gittiğimde karşılaştığım tehditler beni bıktırdı. Dersin hocası kendisini sadece 3. sınıflar için sorumlu görüyordu- acaba biz sınıfta onun için ne ifade ediyorduk sıra masa veya saksı?? ya da felsefi olarak varlığımızın ispatlanmasını mı bekliyordu??- onlar isterse ek ders yaparım onlar isterse konuları söylerim onlar isterse diyen başlayan bir sürü cümle.. sınıfın yarısı 4. sınıf iken hakkını savunan sadece iki kişi vardı. Burada üzülmesi gereken haklarını aramayan, arayamayan öğretmenlerin yetiştiriliyor olması mı yoksa ayrımcılık yaparak onlara örnek olup birşeyler öğretmeye çalışan kişilerin varlığı mı? İkisi de birbirinden daha üzücü konular aslında... Öğretmenlikten öte üniversitede okuyan öğrencilerin haklarını bilmiyor olması kendilerini ifade edemiyor olmaları ya da dersten kalmak gibi bir tehdit altında olmaları onları engelliyorsa birkaç gün sonra birileirnin daha sorumluluklarını aldıklarında bu insanlar neyi savunacak?? Yoksa güdülenler arasına katılacak birileri mi olacaklar??
Diğer yandan üniversitelerin ayrım gözetilmeden eğitim öğretim yapılan yer olması gerekirken kendilerine göre öğrencileri bölen 'istemiyorum sizleri gelmeyin bile' diyebilen görevlilerin ilericiliklerini sorgulamak gerek...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








