houdini

google ın ilginç günlük yazıları... bugünkü teması 'Harry Houdini'nin 137.doğum günü'ydü.

Büyük Huduuuniii diye bir yerlerde duyduğumuz sihirbazdır o. 1900leirn ilk yıllarında adından sıkça sözettirmişti.
Houdini, düşünce okuyanlar, medyumlar gibi doğaüstü güçleri olduğunu öne sürenlerle mücadele ederek bunların şarlatan olduğunu, doğal yollar ve çeşitli hileler kullandıklarını öne sürüyordu. Diğerleri gibi üstün yetenekleri olduğunu değil, sadece hileleri bildiğini söylemekle yetiniyordu.
Bu gerçeklerle yine tüm yaptıkları ilgi uyandırarak üne kavuştu...

onlarca yıl sonrasında bile büyük huduni diye tanınıyor...=)

bremen mızıkacıları

küçükken bir mızıkam vardı ama evdekilerden kimseyi çalmayı bilmezdi bende sadece öle üflediğimde farklı seslerin çıktığını farkedebilecek kadar haşır neşir olabilmiştim... Çünkü kuzenlerle birlikte hepimizin ayrı ayrı mızıkaları olmasına rağmen biraraya gelince yanımızda olmadığı için tek birtanesini kullanırdık.. kıyıda köşede unutur yerlere atardık böylece temizlik hastası anne kişiler biranda hepimizin mızıkalarını yok etti:D

ee yıllar sonra mızıka nereden aklıma geldi? geçen gün yine bağımlısı! olduğum paylaşım sitesinde dolanıyorum; derken bir hocamın kırmızı darbukam var yazısını gördüm ve çalıp yardım kampanyamız için para toplayalım derken sende mızıka çalar mısın  diye bir öneri geldi... o an bir aydınlanma yaşadım sahi ben neden mızıka çalmıyorum yahu :D

derken başladım mızıkalara bakmaya birde çalmayı öğrenmeye meraklı birilerini aramaya... :D

mızıka aslında çok eski Çin'den şenk daha sonra Japonyaya geçmiş şo adını almış bir kamışlı çalgıdan esinlenerek yapılmış çalgıymış...
mızıkanın içinde iki şerit halinde sallanan plakalar var, kamış gibi metalden yapılmış bölümler var... bu bölmeleri kullanarak farklı notalar elde ediliyor.

bakalım ben ne kadar başarılı olucam mızıka çalma konusunda..
bu arada  tam şuandaki planlarımız; başarılı olursam (eskişehir'i bilenler ortamı gözünde canlandırır.. ) reşadiye'ye gideceğiz Sercan kör taklidi yapacak ben mızıka çalacağım :D

Sana Bir Tanrı Getirdim

ah hazar yapılır mı...
şiir günleri düzenlemekteyim kendime... Cemal süreyya okuyordum geçen akşam şimdi de ümit yaşar oğuzcan... derken  Sana da şiir okurum dedim muziplik ya aradım hemen... Ben ona 'Ayrılanlar İçin' şiirini okumayı planlarken, o da 'Sana Bir Tanrı Getirdim' şiirini önerdi. Zaman bizim şiirler Ümit Yaşar'ın okuduk ikisinide... Sadece başını bildiğim 'Sana Bir Tanrı Getirdim' şiiri beni vurdu sanki şuanda...

Sana Bir Tanri Getirdim
Hani o iki kisilik dünyalar bizimdi
Hani sen iyiydin
Halden anlardin
Hani sen git demiyecektin bana
Ve ben herseye ragmen gelecektim
Içimde bir umut
Ellerimde olgun meyvalar
Dünya nimetleri
Gözlerimde yanip yanip sönen bir pirilti
Ama ne sen gel dedin
Ne de ben gelebildim herseye ragmen
Askimiz ayriliklarla basladi

Deli dolu akan nehirlerden tas tas sular içtik
Öyle ateslerle doluydu yüreklerimiz öyle tutkundu
Karli daglarin serinliginde uyurduk geceleri
Deniz fenerinin isiginda yikanirdik
Köpükten bir çalkantiydi içimizde zaman
Ne yana baksak denizdi maviydi isikti
Sonra bir çaresizlikti zifir
Akintiya kapilmis gemiler gibiydik

Bir org çalinir gibi yanibasimizda
Öyle kendinden geçmis öyle basibos
Öyle derin duygular içindeydik anlatilmaz
Sarhos rüzgarlara biraktik kendimizi
Aldigini geri vermez dalgalara
Görmedigimiz ülkeler gördük gün dogusunda
Tatmadigimiz yemislerden tattik günahkar olduk
Alevden bir tasta eridi günler
Bir cehennem atesiydi ask içimizde
Hiç sönmeyecekmis gibi yaniyorduk

Tutsakligimiz nasil basladi bilinmez
Pasli demir kapilar kapandi üstümüze
Tas duvarlarda kayboldu boguk seslerimiz
Çaresizligimizi bize aynalar söyledi inanmadik
Kusatildik ansizin kederle ayrilikla
Aman vermez karanliklar sardi dört yanimizi
Yalnizlik bir agri gibi çöktü basimiza
Uyuduk bir daha uyanamadik

Simdi bir kutup var sana çeker beni
Bir kutup var senden öteye
Ben onun için böyle ortaliklarda kaldim
Dag yollarinda caddelerde sokaklarda
Onun için bulup bulup yitirdim seni
Hangi kapiyi çaldiysam sen açtin bana
Hangi gözümü yumduysam seni gördüm
Zamandin zamandan öte bir seydin
Yillarca bir mesale gibi yandin uzaklarda

Bu manyetik alanda bogulmam senin yüzünden
Bu zincirleri sen vurdun ellerime
Sen getirdin bunca karanliklari
Al sunu mum yak
Korkuyorum
Bir tas aldim attim denize
Günahlarimdan kurtuldum
Alfabenin yirmisekizinci harfindeyim
Öteye gidemem
Itme beni

Benim de bir insan tarafim vardi
Bakma böyle kötü olduguma
Benim de dileklerim vardi
Benim de bir bekledigim vardi yasamaktan
Yeter artik vurma yüzüme çirkinligimi
Hergün bir kadin aglar benim yüzümde
Büyük dertler için benim ellerim
Anlamiyor musun
Sen sevildigin için güzelsin bu kadar
Ben sevilmedigimden böyle çirkinim

Bütün kötü yerlerde ben korkarim
Biliyorum
Bir hayvan lesiyim öleli kirk gün olmus
Fabrika bacalarinda bir kara dumanim
Zehirim akrep kuyruklarinda
Kötüyüm sevemedigin kadar
Öyle fenayim
Kapanmis biçak yaralarinda
Bu pis çöp tenekelerinde unut beni
Unut artik
Bayat bir ekmek gibi
Çürümüs bir elma gibi

Sari badanali evlerde kazanlar kaynar
Sari badanali evlerde günahlar islenir her gece
Sari badanali evlerde ölüler yikanir
Sari badanali evleri sev biraz
Bu evlerde zaman benim aksamlarimdir yitirilmis
Bu kazanlarda benim gözbebeklerimdir kaynayan
Bu sarilarda benim yüregim bir ölür bir dirilir
Anladim
Bu dünyada benden baska kimse yok beni anlayan

Tosca' dan bir arya hatirliyorum simdi
Sus biraz
Ensemde bir akrep yürüyor
Birak yürüsün
Sabaha asacaklar beni
Dokunma
Yedi canim vardi ikisi gitsin
Bunca ölümler az gelir bana

Kalbimi yardim
Bir damla kan akti
Kutuplara kar yagiyordu
Üsüdüm
Failatun vezniyle seni çagiriyorum
Bana imbiklenmis yesilligini getir
Dur gitme
Bes kurusum vardi kaybettim
Dur gitme
Isirgan otlarindan kurtar beni

Deniz analarinin gözlerini çaldim
Sana bakmak için
Günesi üçe böldüm
Al biri senin olsun
Yüzümde bes biçak yarasi var
Bir de sen vur
Barut kokusunu severim
Bir portakali dilim dilim soy
Aciktim
Tut ki ben yogum artik yeryüzünde
Tut ki bir marul yapragiydim
Öldüm

Al su serçe parmagim sende kalsin.
Ben kötüyüm
Allahsizim
Korkunç çirkinim
Ben seksensekizinci tul dairesiyim
Sag gözümün üç kirpigini kestim
Al
Ben lanetlendim

Chopin' in cenaze marsi çaliniyor
Ölüler ayaga kalkti
Görüyor musun
Su soldan ikinci benim
Senin yüzünden öldüm
Simdi seni getiriyorlar karanligima
Agliyorum
Biraz sev beni
Gül biraz
Yaklas biraz
Seni affediyorum

Kuskonmaz dallarina astim kendimi
Sedir agaçlarina gül yapraklarina
Basimi taslara vurdum
Gözbebeklerimde büyük camlar parçalandi
Tanrisal duygular içindeydim
Bütün tanrisizligimdan uzakta
Bir kemiklerinin sertligini aldim
Bir teninin akligini
Sonra sicakligini dudaklarinin
Gel bak
sana bir tanri getirdim
Gel bak
bir tanri yarattim senden

Ali Sami Yen

47yyıl önce Bulgaristan Türkiye milli maçı ile açılmş olan Ali Samiyen stadyumu ışıklarını kapamıştı kısa zaman önce... ve yıllarca aydınlık olacak bir stadda  ışıklarını açtı bir hafta için tarihe iki defa not düşüldü... parçalılarla veda edildi ve parçalılarla karşılandı yeni stad.
Bugüne kadar tarihe tanıklık etmiş olan stad bugünlerde pek bir terkedilmiş geliyor gözüme, önünden geçtikçe terkedilmiş... her şeyi unutan insanlar onu da unutmuştu... sonra aklıma veda akşamı okunan şiir geldi

Daha doğduğunda Ali Sami Yen diye fısıldadı kulağına o “ses” adını…
Bir babanın çocuğuna vasiyeti gibi, Ali Sami Yen dedi…
Sami Yen dedi… Yen dedi…
Yen dedi yendin…Yendin bu alemde yenilecek ne varsa birer birer…
Önce ümitsizliğimizi yendin…
“Galatasaray’ın olduğu yerde umut hep vardır” diyerek yendin…
Yendin işte…
Takarken altı kez krallık tacını, gururu taç yaptın başlarımıza,
Ve fakat kralların kibrini yendin o müthiş tevazunda…Yendin…
Tıpkı, “Sevenleri üzmeyelim baba” dediğinde,
Renklerin paraya esaretini yendiğin gibi…Yendin bir kere daha…
Çanakkale’deki kınalı kuzulardan mirasdı başkaldırışın yedi düvele.
Kurtuluş savaşına taşınan mermilerin ışıltısıyla,
Yendin bu topraklarda karanlığı en umutsuz zamanda.. . Yendin…
Milan’ı, Manchester’ı sildin devler liginden en mağrur anlarında…
Barselona’yı, Real Madrid’i devirdin,yendin…Yendin…
Açıldıysa ilk sen açtın bu ülkenin kapılarını Avrupa’ya…
Sen getirdin tarihin en büyük şeref madalyasını bu coğrafyaya.
Ülkemin yüzyıllık yalnızlığını yendin dünyada…
Duyuldu adın Cezayir’den Çin’e, Kenya’dan Arjantin’e,
Kimsesizliğimizi yendin bir anda…Yen dedi yendin…
Yendin bu dünyada yenilecek ne varsa birer birer , yendin…
Çünkü… Sen… Ali Sami Yen’din…
Şimdi, gidiyoruz işte…Çığlıklarımızı, hasretimizi ve göz yaşlarımızı bırakıp çimlerine,
Kahraman ruhunu ödünç alıp götürüyoruz gittiğimiz yere,
Adını yazmak için yepyeni zaferlere…
Ali Kirca

sorgulama

İnsanların sadece dertleri olduğunda konuştuğu biri olmaktan yoruldum... Benim nasıl olduğumu gerçekten merak edip soran insanlar olduğuna inanmadığım anlar oluyordu ve son zamanlarda daha sıklaşmaya başladı bu anlar... Bugün kimseye laf atmamaya karar verdim... Telefondan ya da internetten.. Unuttuğum birşey vardı sanırım 8 mart olması....
Babam bile arayıp kadınlar gününü (o itiraz ettiğimde 'daha kibarını söylüyorum' diyerek bayanlar günümü kutlamıştı. o da neydi acaba).

Onun dışında kimseyle direkt irtibata geçemedim.. Öğlen saatlerinde bir kaç gündür sürekli derdini konuştuğumuz arkadaşımın nasılsın mesajıyla ve konusunu hiç açmadığı derdi ile belkide onun hakkında bu sorgulama yanlıştı derken 2 dk önce 'yoruldum ben kendimi bile anlamaya çalışmıyorm artk' cümlesine karşılık olarak 'boşverr ya' sözünü işitince pekte haksız olmadığımı bir kez daha gördüm..

Aslında kendimi daha güçlü hissettiğim dönemlerde bırak insanlar böle mutlu olsun sende birileriyle konuşuyorum diye kendini kandır, en azından mutlu oluyorsun diyorum. Ama belirttim ya daha güçlü olduğum dönemlerde!!!... Bu aralar hiçte güçlü değilim... İnsanları dahası kendimi sorguluyorum...

küsmek

Küsmek, kendini savunma mekanizmasıdır aslında insanların. Kendini üzdüğüne, zarar verdiğine inandığı insanlara küser. Ve küsülen insanlar bir zamanlar diğerlerine göre daha fazla değer verilenlerdir. Bu yüzdendir aslında başkaları yaptığında üzülmeyeceğin şeylerin canını acıtması. Yoldan geçen birinin dün seni aramaması seni zümemiştir hiç, ama hemen hemen hergün görüştüğün insanlardan birisinin hasta olduğunu bilip aramaması sebebiyle üzülürsün, oysa çok sevdiğin değer vermesini beklediğin kişi aramayansa evet o an yıkıldığın andır. Kaprisler, tepkiler, dert yanmalar ve belki küsmek hepsi değer verdiğin için değer beklediğin içindir... Diğer olaylarda da böyledir.
Birisi size küsmüşse; hiç konuşmuyorsa, uzak duruyorsa size en azından bir zamanlar çok fazla değer vermesindendir.
Ben pek küs kalamam insanlara; çok fazla değer vermememden değil. İllaki değer verdiğim insanlar vardır ama biraz gerçekçi düşünürüm yukarıdaki olay için mesela; 'benim aramasını beklediğimi bilmiyordur' diye ben ararım trip atacak bir şey kalmaz ortada. Ben aramadan ararsa mutlu olurum tabiki ama mutsuz olmaya sebep yaratmam. Bu yüzden ki ben aramasam arar mıydı bilemem, düşünecek bir konu olur ama küslük yaratmaz. Bir de beni cidden üzecek birileri varsa onlardan uzak durayım konuşmayayım diye kendimi kasamadığım için sadece içimden geldiği gibi -haliyle soğuk- davranarak tepki veriyorum. Ama küstüğüm anlarda yok değil. Gözümün içine bakarak onu nasıl anladığımı bilip -doğru veya yanlış- kendini anlatma gereği duymayan insanlara küserim. Onlar için daha farklıdır olay. Üzmekten ötedir, kendilerine ve bana saygıları olmadığı için konuşma gereği hissetmem. Yine içimden geldiği gibi davrandığım için beni yoran birşey olmaz. Aslında küsmek değildir bu pek tanışma olayını geri almak gibidir. Tanışmamış varsaymak...

tatilimsi

bir süredir bloga yazı yazmadığımı farkettim bugün... Ara tatilde eğitim, konsey derken,  gezmeceler derken netten uzak kalmıştım. Şimdi derslere geri dönünce bloga da geri dönüş başladı.

Tatile paraşüt eğitimiyle başladım. Denizlide 4gün süren bir eğitimle paraşütle uçmanın tadını aldım. Daha önce yazdığım uc uc bocegi yazısında teorik eğitim aldığımdan bahsetmiştim. Bir yazıda uçuşlardan bahsedeceğim.

Sonra en kısa sürede konseyi aktaracağım sanırım bunun için geç bile kaldım..

Ardından netten uzak kaldığım günlerde izlediğim belgesellerden bahsedeceğim diye devam eden yazı dizisi=)

arayada bir kaç efkar yazısı yazarım ben şimdi aaah ah (=

pelinyumiyum:D

beni tanıyanlar bilir biricik çılgın yeğenim pelinsuyumla uğraşmayı pek severim:D onunda çenesi biraz düşük olduğu için yaşına başına bakmadan bana laf yetiştirir. -konuşmaya başladığı günden beri benimle uğraşıyor ya ne bu böle:D - ondan alıntılar yazıp prim yapmaya çalışacağım bende şimdi:D

Mesela bizim milletin garip sevgi anlayışı vardır severken yeme terimini kullanır yerim seni oy ne tatlısın falan gibi:)
Bende yerim seni yerim ablacım diye sevdiğimden hep, kuzucum insanlar böyle seviliyor zannedip hani seni çok seviyorum der gibi 'yerim seni yerim ablacım' deyip sarılmaya başladı :D tabi 3 yaşında çocuk yapınca pek bi sevimli oluyor..

yine daha küçük zamanları ağlıyor bir şeylere kafasını dağıtmaya çalışıyorum oynuyorum falan, o an gayri ihtiyari aslan taklidi yapmışım, çocukları severken karşısında şebek olan çok insan görmüşsünüzdür otobüste orada burada aynı onlar gibi:D Ve beni yıkan soru; 'şimdi neden aslan oldun ki', ne bileyim ya sorguladım cevap bulamadım hım tamam o halde ben bi gideyim diye kaçtım gülerek:D

ee biraz daha büyüdü ve çağımızın çocukları gibi bilgisayarlarla oyalanır hale geldi. Bizde o yaşlarda sokağa çıkar oynardık falan hey gençlik yılları.. :p Neyse annesinin evde olmadığı bir anda bilgisayarı açıp çizgi film izlemek ister, bilgisayar kullanmayı bilmeyen yengeme söyler kızım ben bilmiyorum deyince sende bir şey bilmiyorsun babanne diye o da Pelinsu'dan nasibini alır. Ardından halaya bir telefon edilir hala da dargın 4 yaşındaki çocuğa açma tuşuna bastıktan sonra başlat yazan yere tıkla diyince şalterleri atar ve ben okuma yazma biliyorum sanki diye bir isyankarlık başlar:D

Ardından benim İstanbul'da olduğum dönemlerde özlemimi gidermek adına kameradan konuşmalarım var. Telefonla arayıp hadi internete bağlanında konuşalım dediğimde gelen tepki(O sırada internet bağlantılarında sorun yaşıyorlar); bağlanabilirsek bağlanırız bağlanamazsak bağlanamayız..:P

Vee bomba:p birgün çok konuşmuş olmalıyım ki bizde olduklarından onları geçirmek için aşağıya indim giderken son bir seveyim çabalarındayım konuşuyorum bir sürü tabi, çocuk isyan etti; 'çok konuşan melecikleri hiç sevmem' :D:D:D

vee garibim kuzucum kreşe başlar, annesi yeni işe girer ve pelinsu kreşe başlar. 3-4 yaş arası çocuklardaki genel ben büyüğüm, ablayım abiyim tirplerinde bulunan Pelinsu sabah erkenden uyanmanın vermiş olduğu rahatsızlıkla(sabah 4e kadar falan bizle oturur, uyumamak için kendini oyalar hatta bebekken emeklerken sızıp kalırdı): -ağlamaklı bir ses tonuyla- ama küçücük bebekler okula gitmez ki diye dudak büker ve o an çocuğu okuldan kaçırasım gelir niohaha okul konusunda kötü örneğim sanırım:D

son olarakta; kurban bayramında bizimkilerin kasapların kesimini beğenmeyip kendilierini kestikleri bir kesim aşamasında önce kayunların postlarının içini ilk defa görüp aa krem sürmüşler diye tepki verdikten sonra.. Bizim kuzenlerle içi dışına çıkmak üzere olan zavallı koyun hakkında fen bilgisi öğretmeni olan kuzenin hayvanın organlarıyla ilgili bilgilerini paylaşması, benim ortan orantı saçmalamasıyla vücut oranlarını bulmaya çalışmam, mütercim tercüman olan kuzenin bunları ingilizceye çevirmesi gibi bir kurban parçalama sırasında bizi patlatır; bende bayramlık paralarımla mikroskop alıp mikroplara bakterilere bakacağım zaten :D bizde bayramlık paralarımızla ne kadar lüzümsuz taso, casper dergisi, çikolata falan varsa onları alırdık:D:D:D

Aslında hepiniz rengarenk kalpleriz şu dünyada...

Günah çıkarırcasına, en azından kendime anlatmak istedim tüm kötü yanlarımı... Bir kötülüğü yaptığın zaman devamını yapmaktan çekinmiyor insan ya da anlamadan yapar durumda buluyor kendini... Tam tamına beyaz değilim zaten ben. Siyah noktalarda var hayatımda sarı pembe mavi.. çizgilerde belki bazıları çok daha fazla ama bembeyaz yaşayamaz zaten kimse...  Ve her duyguyu De Bono'nun şapkaları gibi renklendirecek olursak bırakın rengarenk olalım yeter ki siyahlarımız çok olmasın...

dürüst insanlarla karşılaşmak dileğiyle

Ne çok karışmak istedim bir insana özgürlüğünü elinden alır gibi ne de çok fazla fikirler söylemek akıl verir gibi.. Sevdim sadece uyarmak istedim ya da iyi bildiğimi söyledim ki onun için onlar içinde iyi bir şeyler olsun... Rüzgar aynı esmiyorsa benim suçum yok başak tohumlarının saplarından ayrılırken toprakla karışmasında.. Ardından gelen yağmurla herşeyin çamur olmasında... Belki çenemi tutamıyor olabilirim ama susmayı denerim rahatsız etmemk için.. Ama şu var rahatsız oluyorsanız içten davranmamı ya da sizi düşünmemi istemiyorsanız uzaklaşırsınız. Sorarım elbet neden uzaklaşıyorsun diye açıkca söyleyin 'sevmiyorum seni' sevildiğimi duymak gibi buna da saygı gösteririm elbet... Dürüstlüktür çünkü bu ve sevgiden çok dürüslüğe ihtiyacı olduğuna inanırım insanların... Dürüst insanlarla karşılaşmak dileğiyle...

Pheaton (Fayton)

İnsan rüyasında faytonun, babasının güneşi taşıyan arabasından düşüşünü görür mü, görürse anlamı nedir?? Sınav haftasıysa herşeyi görme ihtimaliniz vardır... Sınavınızın tepetaklak olacağı anlamına gelebilir belki :P

Mitolojide Helios güneş tanrısı olarak bilinir. Güneş tanrısı olarak sabahları atlı arabalarla güneşi yerine taşıdığına ve akşamları yine atlı arabalarla yeryüzüne indirdiğine inanılır.

Pheaton (fayton) ise özbabasının Helios olduğunu başlarda bilmemektedir. Annesi Kleymene'den gerçekleri öğrenince hemen Helios'un yanına gider. İnsan oğluna bir tanrının çocuğu olduğunu kanıtlamak istediğini söyler ve babasının güneşi taşıma görevini bir gün için o yapmak ister... Babası oğlunu kıramaz, bir sürü öğütte bulunarak onu arabayla uğurlar.
ihtişamlı arabaya yerleşen Pheaton bütün öğütleri unutur, arabayı kontrol edemez ve güneşin sıcaklığı yeryüzünü kavuracak hale gelir. Suların bir kısmı buharlaşır dağlar alev alır... Libya çoktan kavrulmuş çöl olmuştur. Etiyopya halkı içinse çok geçtir, sıcaktan kavrulmuş olan tenlerinin rengi siyaha dönmüştür artık. Bulunduğu yerden tehlikeyi farkeden Zeus yıldırımlarını Phaeton’un üstüne yollar. Yıldırımlarla baş edemeyen zavallı Phaeton, efsanevi nehir Eridanus’a düşer ve ölür.



Aslında bugün bir çoğumuzun adalardan bildiği faytonun ismi de buradan gelir. Helios'un güneşi taşıdığı arabanın, oğlu Pheaton(fayton)'un ismiyle anılmasıdır.

buzdan heykeller

Çin de bir gelenek... El becerileri çok mu gelişmiş, geliştirmek zorunda mı kalıyorlar bilmiyorum belkide genetik birşey ama bu küçük adamlar bir sürü güzel şey yapıyor...
son günlerde ise buz festivalinde güzel eserler yapıyorlar.
ülkenin kuzeydoğusunda bulunan Heilongjiang eyaletindeki Harbin şehrinde bulunan Songhua Irmağı’ndan çıkarılan milyonlarca metreküplük buzlarla Buda heykellerinden, dev saraylara büyüleyici eserler yapmışlar..
Ayrıca Harbin’den dünyanın başka yerlerindeki benzer festivallere de buz satılıyor


kan damlaları

Kırmızı damlalarla kalp çizildi... Dün kan bağışı kampanyamızın gerçekleşme günüydü. Kan bağışına dair farkındalık yaratmak amacıyla kampüste başlattığımız bir kampanya bu. geçen yıl 2 defa gerçekleştirdik ve bu yıl 3.sünü de çapa tıp fakültesinde dün gerçekleştirdik. Afişlerle, kulaktan kulağa, forum siteleri derken olabildiğince çok insana ulaşmaya çalıştık. Sınavlar, hastalaık, çalışıyor olma gibi sebeğlerle isteklerine rağmen gelemeyen arkadaşlarımız oldu. Bunlara karşılık orada olan 37kişiydik. Ancak ünite sayımız malesef 16... son 24 saat içinde yapılmaması gerekenler için arayıp uyarmıştık belki arkadaşları ama daha öncesi için herşeyi soramamıştık; kulak deldirmesi üzerinden 8 ay geçmesi gerekiyor, endoskopiden sonra 1 yıl, diş tedavisi 1 yıl, son 3 gün süresinde ağız spreyi kullanmamış olmak gerek gibi konular... kimimizin kan değerleri düşük çıktı ve bir arkadaşımızın kan değeri yüksek çıktığı için kan alınmadı!!! Kan merkezinin aletlerinin, kan değerleri yüksek olduğu için uygun olmadığını söylediler, bu trajedik bir şey aslında değerleri iyi olduğu için bir hasta faydalanamıcaktı kanından :( 
Ama herşeye rağmen 16kişi için faydalı olacak bir kampanyamız gerçekleşti...

Kan Hayattır!!!

sen-herkes-benzemek

Takipte olduğum birkaç blog var, bir bölümü zaten arkadaşlarım... Bir de patikli pengum ki geçenlerde bir yazı yazmış beni benden aldı... Tutamadım kendimi yorum yazdım hemen;

İnsanların yerleri değişiyor cümle içinde bile ve bazen o kişiye diosun ki; 'herkes sana benziyorken, şimdi sen herkese benziyorsun'

Öyle değil mi aslında sevdiğimiz bir insan varsa gözümüz heryerde arar onu ve herkes ona benzer belki içimiz kıpır kıpır olur yoldan geçen birini gördüğümüzde o mu acaba derken... Bir yerde arkadaşlarınla oturmuş sipariş verirken birisini onun sevdiği şeyleri söylediğinde aklına o da olsa bunu isterdi diye aklına geliyorken yani herkes ona benziyorken bir bakmışsınız sevginiz bitmiş bitirtilmiş belki de ve yaptığı hareketler herkesten farklı olmadığını göstermiş size... Sizin için herkesle aynı olmuştur... Ve aynı kelimelerle dünyanın iki kutbu kadar uzak anlamlar yüklemişsinizdir cümlelere,kişilere...

Ne kötüdür eskiden çok değer verdiğiniz birilerinin şuan ona değmediğini görmek... Ya da hiç değer verilmemesi gereken birine onca zaman değer vermiş olmanız.. Anı yaşamak güzeldir işte bu yüzden sonradan dönüp geriye bakmamak lazım o günün şartlarıyla sevmek ya da vazgeçmek...

yeni günler

Hiç bir farkı yok takvim takip etmiyorsanız yarının, aslında yıl salıdan bitip cumartesiden başlamıyor herşey aynen devam ediyor. Gün hala 24 saat, aynaya bakınca hala aynı insan ve mevsim yine aynı...
1 yıl içinde yeni tanıdığınız kişiler olmuştur, belki eskilerden tanıyor olmayı reddettikleriniz. Ama iyi veya kötü bir yıl daha geçti ne güzel.. Yaşanılan herşey bir hatıra olarak kaldı mutlu ya da mutsuz belki gözyaşlarımmız aktı ama çok şeyler öğrendik hepsinden. Biz olduk böylece...
Yeni yılda zaman yine istediğimiz gibi akmayacak dilekler dilenecek ama kim bilir kaçı gerçek olacak... Herşeye rağmen, biz mutluluk dileyelim belki bir duyan olur;P