yaşayan kütüphane

Geçen yıl ilk defa yaşayan kütüphaneye giderken şu satırları yazmıştım. Kütüphane beni cezbetti iki gün okuma yapmıştım. derken bu sene bir eğitim çağrısı düştü mail grubumuza ama son anda belirlenen formasyon sınavlarım sebebiyle ben gidemedim yaşayan kütüphane eğitimine. Ama ekibimizden gidenler oldu ve dönüşte biz de kesinlikle Yıldıztog olarak bir yaşayan kütüphane kurmalıyız dedik. böylece başladı çalışmalar. Vee kitap ayalarmaları organizasyon zamanı kararlaştırılması destekçilerin ayarlanması derken ytü bahar festivalinde kütüphanemizi kurduk.


İlk gün 192 okuyucuyla buluştuk ve 111 oturumda 303 okuma gerçekleştirdik.
iki gün toplamında ise 338 kişiye ulaşarak 625 okuma yapıldı...


ön ekibiyle etkinliği duyan, kütüphanecisinden kayıt yaptırıp, kitap kurduyla kitabıyla buluşan, kitap ayraçlarıyla gözgöze gelen, değerlendirme formunu dolduran okuyucularımızla buluşmaktan çok mutluyduk. elimizdeki formları okuyup projeyi gelişitiremey çalışacağız ki önümüzdeki yıl daha güzel bir kütüphanemiz olsun.

Eğer bir kütüphanedir gidiyor nedir bu diyorsanız = budur:)
Buarada daha önce kurulan kütüphanelerin raporlarını da buradan okuyabilirsiniz.







Lhasa

tibetin saklı krallığı belgeselini izlemem ile başladı bu yazının temeli =)

Lhasa aslında bugünlerde Çin Halk Cumhuriyeti'nin Tibet özerkliğindeki bölgenin başkenti. Buistler için kutsal şehirdir ve eskiden buda dinine inananların ruhsal başkanı ile tibet hükümdarı olan Dalay Lama bu şehirde otururmuş... Lhasa "yasak kent" diye tanınıyor çünkü burası tarihte çok uzun bir süre yabancılara kapalı tutulmuş, 1904 yılına kadar Tibetlilerden başka kimse bu kente girememiş.

Tibet'e beyaz adamların girilmesine izin verilmezdi ama hintliler rahatça girebiliyordu, belki hint ajanı tüccar yada din adamı olark tibete girebilirdi..

Belgesel burada devreye giriyor. Saklı kentin keşfiyle ilgili; 1865 yılında bir ajanın ( nayn siin) kenti nasıl haritaladığını anlatıyor.


1865-aşırı yüklü bir kervan yasak topraklara ilerler. Tüccarlar ve hac yoluna çıkmış bir din adamı (dua tekerinde hiç dua olmayan tesbihinde eksik boncuklar olan bir budist-bir casus)




Normalde Budist tesbihinde 108 boncuk vardır ancak adımlarının hesabını daha rahat tutsun diye ajanın tesbihinde 100 adet boncuk vardı. Keşif için haritalama işi yapıyordu. Vw önceden çalıştığı gibi her bir adımı 80cm atıyordu.

Tibete varmk için ajan 8ay boyunca mücadele verir. Ölçümle ilgili notlarını dua tekerleğinin içindeki zulaya koyup saklar. Yol arkdşları uyurken, kaynayan suyun içine termometre koyup rakımı bulur.

Tibet'e vardığında onu bekleyen bir tehlike vardı. 3000budist rahibin yaşadığı büyük manastırdan davet alır. Şüphe duyulmaması için reddedemez ama rol yaptığının ortaya çıkması çok yüksek bir olasılıktır. Şansı vardır ki pançen lama (konuştuğu kişi) 11 yaşındadır.
'lama guru' bütün tibetin başıdır ancak devlet işlerine karışmaz ona koruyucu kutsallık olark bakılır.

Bir keresinde başkentte bulunma izni olmayan bir çinli yakalandığında kalabalığın içinde başı kesilerek öldürülmüştür. (yabancılar bu denli cani karşılanıyordu)

Bizim ajan iseyasak şehir Lhasada 3 ay boyunca yakalanmadan yaşamıştı. İlkel yöntemlerle tibetin haritasını çıkarmıştı. Enlemini sadece yarım derecelik hatayla hesaplamştı, bu büyük bir başarıydı.

Hindistan ölçüm merkezi için yapılmş olan bu casusluk dünya tarihinin en büyük casusluklarından biridir.

balkese geldik çok güzel oldu=)

Biz atağa seçilen ballı bıdıklardık :D
Tog ortamı zaten sıcak kelimenin duyulması bile 'aaa nolmuş, nerede' diye insanları canlandırabiliyor... Yolculuğa bizim örgütlenmeden Mutlu'yla başlamıştık ki Tekirdağdan gelen arkadaşla buluştuk derken otobüste birisi sizde mi atağa diye yanımıza geldi dileydileyim <3  derken 4 kişi tog tog diye devam ederken arkadan böle doğrulup bikaç bakan sevimli yüzler gördük veee sayımız 8 e ulaştı :D adeta otobüsü istila etmiştik :D klimamıza tog yazısı yazıp asmalar muavinle çay kahva muhabbeti derken çok güzel bir yolculuk geçirdik... otogarda bzileri özlemle bekleyen bir ekiple karşılaştık ve eğlenceli mi eğlenceli bir süreç başladı...
Canlandırıcılarla ekibin tamamlanmasını bekledik bu sırada tanıştık kaynaştık... kalacağımız yere geçtik ki bazen aksilik olarak gördüğümüz şeyler insanları daha çok mutlu edebilir öyle ki önceden ayarlanan kalım yerinde sorun çıkması sebebiyle kaplıcaların yakınındaki evlerde kaldık ki,  dubleks evlerde böyle 5er 6şar kalmak ev sıcaklığıyla orada misafir olmayıp ev sahibi gibi hissedebilmek çok hoş bir duyguydu.
ev olur cezve olur kahve alınır fallar bakılır dedikodu yapılır :D böyle bir ortam burası tanıştığınız insanların gözünde öyle bir samimiyet hissediyorsunuz ki konuşuyorsunuz, anlatıyorsunuz, dinliyorsunuz...
ikinci gün; hayallerimdeki atak demiştim ya, işte o hayaller için okulunu boyayacağımız köye gittik.

pırıl pırıl çocuklar karşıladı bizleri, tiyatral oyunlar, dans gösterileri... böyle pırıl pırıl çocuklara pırıl pırıl bir okul yapalım dedik kolları sıvadık. Hemen ekiplere ayrılıp işe koyulduk. bina boşaltıldı, boylar karıştırıldı, fırçalar kapıldı... Öyle böyle değil uzun rulo fırçayla boya bile yapmayı öğrendim :D aramızdan alçıcılar mı çıkmadı kesmeciler mi :D öğlen olduğunda sıcacık gözlemelerle elleriyle doyurdular bizi, derken ikinci kat sıralara cila vee her şey bitti akşam yemekleri yine ev yapımı misler gibi...

 vee son olarak köy düğünü... bugüne kadar 1-2 kez köy düğünü görmüştüm ki buradaki pek bir farklıydı demet akalından evi mutlu çocuklu bile dinledik:D

ikinci gün cunda'ya ayvalığa gittik. yerinde ayvalık tostu yedik... Ardından enerjik bir şekilde sahil temizliğine başladık. tertemiz gençleriz biz=)
eldivenleri elimize geçirmemizle poşet poşet çöp toplamamız anlık oldu. sahil baya temizlendi. temiz tutulursa duyarlı olunup ne ala... ardından atölyelerimiz uygulandı. akşam yemeğinden önce şeytan sofrasına gidil ki şeytan ağzının tadını biliyor dedim :D o nasıl  güzel bir manzaradır öyle... manzaraya mest olmuştuk ki yemek yerine gittik veee ilk günden itibaren söylediğimiz cunda da parti varmış kargaşası gerçek oldu :D hoş biz evimizin ismi cunda olduğu için cunda da parti varmış deyip cunda cunda diye yaygara çıkartıyorduk ki gerçek oldu :D Buarada söz açılmışken evlere yöresel yerlerin isimleri verilmişti; cunda, şeytan sofrası, balkes, onkolik...
İsimlerde ilginç; yerli halk Balıkesir demiyor, balkese geldik balkese gittik diye devam eden bir sohbet var... Onkolik ise biz başta onkolojiyle ne alkası var ya atağın falan derken plaka numarası 10 olan bu şehrin taraftarlarının kendine verdiği isim olduğunu öğrendi şaştık doğrusu =)
Ve son gün en azı olanı vedalardı... aslında yepyeni arkadaşlıklara merhaba demiştik bu atakta ama bu 70 kişi aynı anda bir arada olamayacağı için bir vedaydı bu... 

Buna rağmen hayatıma hoşgeldiniz merhaba=)

her canlı..

her canlının ölümü tadacağını
ama sadece bazılarının
hayatı tadacağını öğrendim...

Tog ile Balıkesir'e yolculuk

Tog için atak mevsimi başlamıştır artık =)
Bir süre önce düşen çağrılara, örgütlenmeler katılımcı adaylarını seçti ve ekiplere yolladı. Atak düzenleyen ekipler tarafından katılımcılar seçildi.
Bende 4 yıldır tog içinde olmama rağmen ilk kez bir atağa katılma fırsatı buldum bu sene... İkinci vizelere denk gelmesi sebebiyle daha önce hiç uymamıştı tarihler ki zorla uydurdum artık :D Ve yarın yolculuk var... Balıkesir atak beni ve bizi bekler...
İlk sarı anahtarı aldığımda böyle gidiyoruz, okul boyuyoruz falan şeklinde bir tanım yerleşmişti ki aklıma geçen zamanla böyle olmadığını öğrendim her zaman, ama bizim atağımız ilk hayallerim gibi okul da boyayacağız:D
Başka neler olacak bende bilmiyorum süprüz herşey.
O halde neler olduğunu öğrenmek için bir kaç gün geçmesini bekleyeceğiz

İstanbul grand prix'e veda mı ediliyor?

f1 yazımı ekledikten bir gün sonra okuduğum haberle yıkıldım... İstanbul Grand prix 2012 de yarışlardan uzak kalacak... 2005 ağustosta açılan pist güzel yarışlara ev sahipliği yapmıştı. Ancak önümüzdeki yıl için istenen 26 milyon dolarlık yatırım kabul edilmedi, 13.5 milyon dolarlık yatırımda ısrar edilince yerine 2012 yarışlarında Rusya Sochi pisti alındı.

SKY TV Motori programı: İstanbul Park, Formula 1 takvimindeki en teknik ve en heyecanlı pistlerden biri yorumunu yaparken yarışlardan uzak kalınılması üzücü...

f1

Tipik kadın figürü modunda modayı falan takip etmediğimi beni tanıyanlar bilir. F1 takibi ise benim beşi biyerde grubumdan sevgi pıtırcığımın sayesinde olmuştur. Yıllaaar yıllar önce onunla birlikte takibe başladığımız F1 tutku yapmıştır. Aynı şehirde olduğumuzda oturup sıralama turlarını izler yarışları nefes tutarak takip ederiz. herhangi birimiz takip edemiyorsak diğerini arayıp mutlaka haberleri öğreniyoruz... kim kaza yapmış kim kaç keç pite girmiş hangi tekerle başlamış falan fıstık...

Bir de her birimizin sevdiği ayrı pilotlar var. Fanatizm düşkünü olmasakta yenmeleri için taraf oluyoruz arada:D 

Bu yıl yarışlar 27 martta Avustralya Grand Prix ile başladı... Şu ana kadar Malezya ve Çin'de de gerçekleşen yarışlarla ilk üç yarış tamamlandı. ilk ikisinde Sebastian Vettel 1. olurken 3. yarışı Levis Hamilton kazandı(kara böcüküm). Ee tarafımı da belli etmiş oldum sanırım=) geçtiğimiz yıl çok parlak geçmemişti yarışları birkaçınca kazalar sebebiyle turları bitirememişti, bu yıl kazalardan uzak olması umuduyla onlaır artık 7-8mayısta Türkiye/İstanbul Grand Prix e bekliyoruz....


düğümler

Hayatınızın uzun bir ip olduğunu düşünün.  İpin iki ucu var, biri doğum biri ölüm; doğumunuz ve ölümünüz sizden bağımsız. Doğumunuzdan ölümünüze kadar her şey  sizin elinizde... Aldığınız her karar edindiğiniz her bilgi birer düğüm oluyor ipin üstünde ve bu düğümler yönlendiriyor hayatınızı. Her düğümün boyu farklı, engelleme şekli farklı...
Önyargılarınız olsun biri; bir kişiyi sevmenize engel o düğüm... O sevgi kapısının kilidinden geçmenizi engelleyecek...
Tercih ettiğiniz bir okul olsun başka bir düğümde, işe gireceğiniz zaman ya uzun gelecek ipiniz küçük bir düğüm olduğu için ya da kısa gelecek istediğiniz işe ulaşmak için ipiniz...
Hep böyle sizi şekillendirecek düğümleriniz ve düğümler yavaşça kaynamış olacak siz hiç anlamadan. Açamayacaksınız da bir daha... attığınız düğümler de bazen arda kalan bir parça ip olacak yaşayamadığınız bir dönem...
Bazende öyle şekillendirebilceksiniz ki ipinizi dilediğiniz gibi düğümler atıp bir terlik yapacaksınız istediğiniz yollarda yürürken...

ya da bir sürü ip olacak sizinle birlikte uzanıp giden öyle bir yerden geçmiş olacaksınız ki apayrı gözükeceksiniz diğerlerinden...


ya da ipi tutamayacaksınız arapsaçına dönecek her şey daha da çözemeyeceksiniz...

ve belki başka bir ip gelecek öyle bir birinin içinden geçecek ki ikisi birbirlerini taşır olacak ve ayrılmayacak...

tatsız

hani hastalanınca falan ağzınızın tadı kaçar ya hiç bir yemekten tat alamazsınız, bu sıralar ruhumun tadı kaçtı sanırım hiç bir andan tat alamıyorum...
bir ağacı da sevebilir insan gölgesinde oturmak için...

houdini

google ın ilginç günlük yazıları... bugünkü teması 'Harry Houdini'nin 137.doğum günü'ydü.

Büyük Huduuuniii diye bir yerlerde duyduğumuz sihirbazdır o. 1900leirn ilk yıllarında adından sıkça sözettirmişti.
Houdini, düşünce okuyanlar, medyumlar gibi doğaüstü güçleri olduğunu öne sürenlerle mücadele ederek bunların şarlatan olduğunu, doğal yollar ve çeşitli hileler kullandıklarını öne sürüyordu. Diğerleri gibi üstün yetenekleri olduğunu değil, sadece hileleri bildiğini söylemekle yetiniyordu.
Bu gerçeklerle yine tüm yaptıkları ilgi uyandırarak üne kavuştu...

onlarca yıl sonrasında bile büyük huduni diye tanınıyor...=)

bremen mızıkacıları

küçükken bir mızıkam vardı ama evdekilerden kimseyi çalmayı bilmezdi bende sadece öle üflediğimde farklı seslerin çıktığını farkedebilecek kadar haşır neşir olabilmiştim... Çünkü kuzenlerle birlikte hepimizin ayrı ayrı mızıkaları olmasına rağmen biraraya gelince yanımızda olmadığı için tek birtanesini kullanırdık.. kıyıda köşede unutur yerlere atardık böylece temizlik hastası anne kişiler biranda hepimizin mızıkalarını yok etti:D

ee yıllar sonra mızıka nereden aklıma geldi? geçen gün yine bağımlısı! olduğum paylaşım sitesinde dolanıyorum; derken bir hocamın kırmızı darbukam var yazısını gördüm ve çalıp yardım kampanyamız için para toplayalım derken sende mızıka çalar mısın  diye bir öneri geldi... o an bir aydınlanma yaşadım sahi ben neden mızıka çalmıyorum yahu :D

derken başladım mızıkalara bakmaya birde çalmayı öğrenmeye meraklı birilerini aramaya... :D

mızıka aslında çok eski Çin'den şenk daha sonra Japonyaya geçmiş şo adını almış bir kamışlı çalgıdan esinlenerek yapılmış çalgıymış...
mızıkanın içinde iki şerit halinde sallanan plakalar var, kamış gibi metalden yapılmış bölümler var... bu bölmeleri kullanarak farklı notalar elde ediliyor.

bakalım ben ne kadar başarılı olucam mızıka çalma konusunda..
bu arada  tam şuandaki planlarımız; başarılı olursam (eskişehir'i bilenler ortamı gözünde canlandırır.. ) reşadiye'ye gideceğiz Sercan kör taklidi yapacak ben mızıka çalacağım :D

Sana Bir Tanrı Getirdim

ah hazar yapılır mı...
şiir günleri düzenlemekteyim kendime... Cemal süreyya okuyordum geçen akşam şimdi de ümit yaşar oğuzcan... derken  Sana da şiir okurum dedim muziplik ya aradım hemen... Ben ona 'Ayrılanlar İçin' şiirini okumayı planlarken, o da 'Sana Bir Tanrı Getirdim' şiirini önerdi. Zaman bizim şiirler Ümit Yaşar'ın okuduk ikisinide... Sadece başını bildiğim 'Sana Bir Tanrı Getirdim' şiiri beni vurdu sanki şuanda...

Sana Bir Tanri Getirdim
Hani o iki kisilik dünyalar bizimdi
Hani sen iyiydin
Halden anlardin
Hani sen git demiyecektin bana
Ve ben herseye ragmen gelecektim
Içimde bir umut
Ellerimde olgun meyvalar
Dünya nimetleri
Gözlerimde yanip yanip sönen bir pirilti
Ama ne sen gel dedin
Ne de ben gelebildim herseye ragmen
Askimiz ayriliklarla basladi

Deli dolu akan nehirlerden tas tas sular içtik
Öyle ateslerle doluydu yüreklerimiz öyle tutkundu
Karli daglarin serinliginde uyurduk geceleri
Deniz fenerinin isiginda yikanirdik
Köpükten bir çalkantiydi içimizde zaman
Ne yana baksak denizdi maviydi isikti
Sonra bir çaresizlikti zifir
Akintiya kapilmis gemiler gibiydik

Bir org çalinir gibi yanibasimizda
Öyle kendinden geçmis öyle basibos
Öyle derin duygular içindeydik anlatilmaz
Sarhos rüzgarlara biraktik kendimizi
Aldigini geri vermez dalgalara
Görmedigimiz ülkeler gördük gün dogusunda
Tatmadigimiz yemislerden tattik günahkar olduk
Alevden bir tasta eridi günler
Bir cehennem atesiydi ask içimizde
Hiç sönmeyecekmis gibi yaniyorduk

Tutsakligimiz nasil basladi bilinmez
Pasli demir kapilar kapandi üstümüze
Tas duvarlarda kayboldu boguk seslerimiz
Çaresizligimizi bize aynalar söyledi inanmadik
Kusatildik ansizin kederle ayrilikla
Aman vermez karanliklar sardi dört yanimizi
Yalnizlik bir agri gibi çöktü basimiza
Uyuduk bir daha uyanamadik

Simdi bir kutup var sana çeker beni
Bir kutup var senden öteye
Ben onun için böyle ortaliklarda kaldim
Dag yollarinda caddelerde sokaklarda
Onun için bulup bulup yitirdim seni
Hangi kapiyi çaldiysam sen açtin bana
Hangi gözümü yumduysam seni gördüm
Zamandin zamandan öte bir seydin
Yillarca bir mesale gibi yandin uzaklarda

Bu manyetik alanda bogulmam senin yüzünden
Bu zincirleri sen vurdun ellerime
Sen getirdin bunca karanliklari
Al sunu mum yak
Korkuyorum
Bir tas aldim attim denize
Günahlarimdan kurtuldum
Alfabenin yirmisekizinci harfindeyim
Öteye gidemem
Itme beni

Benim de bir insan tarafim vardi
Bakma böyle kötü olduguma
Benim de dileklerim vardi
Benim de bir bekledigim vardi yasamaktan
Yeter artik vurma yüzüme çirkinligimi
Hergün bir kadin aglar benim yüzümde
Büyük dertler için benim ellerim
Anlamiyor musun
Sen sevildigin için güzelsin bu kadar
Ben sevilmedigimden böyle çirkinim

Bütün kötü yerlerde ben korkarim
Biliyorum
Bir hayvan lesiyim öleli kirk gün olmus
Fabrika bacalarinda bir kara dumanim
Zehirim akrep kuyruklarinda
Kötüyüm sevemedigin kadar
Öyle fenayim
Kapanmis biçak yaralarinda
Bu pis çöp tenekelerinde unut beni
Unut artik
Bayat bir ekmek gibi
Çürümüs bir elma gibi

Sari badanali evlerde kazanlar kaynar
Sari badanali evlerde günahlar islenir her gece
Sari badanali evlerde ölüler yikanir
Sari badanali evleri sev biraz
Bu evlerde zaman benim aksamlarimdir yitirilmis
Bu kazanlarda benim gözbebeklerimdir kaynayan
Bu sarilarda benim yüregim bir ölür bir dirilir
Anladim
Bu dünyada benden baska kimse yok beni anlayan

Tosca' dan bir arya hatirliyorum simdi
Sus biraz
Ensemde bir akrep yürüyor
Birak yürüsün
Sabaha asacaklar beni
Dokunma
Yedi canim vardi ikisi gitsin
Bunca ölümler az gelir bana

Kalbimi yardim
Bir damla kan akti
Kutuplara kar yagiyordu
Üsüdüm
Failatun vezniyle seni çagiriyorum
Bana imbiklenmis yesilligini getir
Dur gitme
Bes kurusum vardi kaybettim
Dur gitme
Isirgan otlarindan kurtar beni

Deniz analarinin gözlerini çaldim
Sana bakmak için
Günesi üçe böldüm
Al biri senin olsun
Yüzümde bes biçak yarasi var
Bir de sen vur
Barut kokusunu severim
Bir portakali dilim dilim soy
Aciktim
Tut ki ben yogum artik yeryüzünde
Tut ki bir marul yapragiydim
Öldüm

Al su serçe parmagim sende kalsin.
Ben kötüyüm
Allahsizim
Korkunç çirkinim
Ben seksensekizinci tul dairesiyim
Sag gözümün üç kirpigini kestim
Al
Ben lanetlendim

Chopin' in cenaze marsi çaliniyor
Ölüler ayaga kalkti
Görüyor musun
Su soldan ikinci benim
Senin yüzünden öldüm
Simdi seni getiriyorlar karanligima
Agliyorum
Biraz sev beni
Gül biraz
Yaklas biraz
Seni affediyorum

Kuskonmaz dallarina astim kendimi
Sedir agaçlarina gül yapraklarina
Basimi taslara vurdum
Gözbebeklerimde büyük camlar parçalandi
Tanrisal duygular içindeydim
Bütün tanrisizligimdan uzakta
Bir kemiklerinin sertligini aldim
Bir teninin akligini
Sonra sicakligini dudaklarinin
Gel bak
sana bir tanri getirdim
Gel bak
bir tanri yarattim senden

Ali Sami Yen

47yyıl önce Bulgaristan Türkiye milli maçı ile açılmş olan Ali Samiyen stadyumu ışıklarını kapamıştı kısa zaman önce... ve yıllarca aydınlık olacak bir stadda  ışıklarını açtı bir hafta için tarihe iki defa not düşüldü... parçalılarla veda edildi ve parçalılarla karşılandı yeni stad.
Bugüne kadar tarihe tanıklık etmiş olan stad bugünlerde pek bir terkedilmiş geliyor gözüme, önünden geçtikçe terkedilmiş... her şeyi unutan insanlar onu da unutmuştu... sonra aklıma veda akşamı okunan şiir geldi

Daha doğduğunda Ali Sami Yen diye fısıldadı kulağına o “ses” adını…
Bir babanın çocuğuna vasiyeti gibi, Ali Sami Yen dedi…
Sami Yen dedi… Yen dedi…
Yen dedi yendin…Yendin bu alemde yenilecek ne varsa birer birer…
Önce ümitsizliğimizi yendin…
“Galatasaray’ın olduğu yerde umut hep vardır” diyerek yendin…
Yendin işte…
Takarken altı kez krallık tacını, gururu taç yaptın başlarımıza,
Ve fakat kralların kibrini yendin o müthiş tevazunda…Yendin…
Tıpkı, “Sevenleri üzmeyelim baba” dediğinde,
Renklerin paraya esaretini yendiğin gibi…Yendin bir kere daha…
Çanakkale’deki kınalı kuzulardan mirasdı başkaldırışın yedi düvele.
Kurtuluş savaşına taşınan mermilerin ışıltısıyla,
Yendin bu topraklarda karanlığı en umutsuz zamanda.. . Yendin…
Milan’ı, Manchester’ı sildin devler liginden en mağrur anlarında…
Barselona’yı, Real Madrid’i devirdin,yendin…Yendin…
Açıldıysa ilk sen açtın bu ülkenin kapılarını Avrupa’ya…
Sen getirdin tarihin en büyük şeref madalyasını bu coğrafyaya.
Ülkemin yüzyıllık yalnızlığını yendin dünyada…
Duyuldu adın Cezayir’den Çin’e, Kenya’dan Arjantin’e,
Kimsesizliğimizi yendin bir anda…Yen dedi yendin…
Yendin bu dünyada yenilecek ne varsa birer birer , yendin…
Çünkü… Sen… Ali Sami Yen’din…
Şimdi, gidiyoruz işte…Çığlıklarımızı, hasretimizi ve göz yaşlarımızı bırakıp çimlerine,
Kahraman ruhunu ödünç alıp götürüyoruz gittiğimiz yere,
Adını yazmak için yepyeni zaferlere…
Ali Kirca

sorgulama

İnsanların sadece dertleri olduğunda konuştuğu biri olmaktan yoruldum... Benim nasıl olduğumu gerçekten merak edip soran insanlar olduğuna inanmadığım anlar oluyordu ve son zamanlarda daha sıklaşmaya başladı bu anlar... Bugün kimseye laf atmamaya karar verdim... Telefondan ya da internetten.. Unuttuğum birşey vardı sanırım 8 mart olması....
Babam bile arayıp kadınlar gününü (o itiraz ettiğimde 'daha kibarını söylüyorum' diyerek bayanlar günümü kutlamıştı. o da neydi acaba).

Onun dışında kimseyle direkt irtibata geçemedim.. Öğlen saatlerinde bir kaç gündür sürekli derdini konuştuğumuz arkadaşımın nasılsın mesajıyla ve konusunu hiç açmadığı derdi ile belkide onun hakkında bu sorgulama yanlıştı derken 2 dk önce 'yoruldum ben kendimi bile anlamaya çalışmıyorm artk' cümlesine karşılık olarak 'boşverr ya' sözünü işitince pekte haksız olmadığımı bir kez daha gördüm..

Aslında kendimi daha güçlü hissettiğim dönemlerde bırak insanlar böle mutlu olsun sende birileriyle konuşuyorum diye kendini kandır, en azından mutlu oluyorsun diyorum. Ama belirttim ya daha güçlü olduğum dönemlerde!!!... Bu aralar hiçte güçlü değilim... İnsanları dahası kendimi sorguluyorum...