sevinin küçükler:)

               23nisandı takvimin gösterdiği zaman. İçimizdeki çocuk daha büyümediği için bir yerlerde bir kutlama bulmak istedik. Ama ne 9da okulda toplanmamız gerekiyordu o eski günler gibi ne stadyumda zorunlu görevimiz vardı... Peki kutlamadan olur muydu hiç? Tabiki olmaz:) Bizde toparlandık 4yapraklı yonca projesine devam ettiğimiz hastanemize, çocukların yanına gittik.
    
               Bu planlarımızı yaparken, tegv de gönüllülük yapan bir arkadaşımla karşılaştım. Şans bu ya öyle bahsetmeye başladık 23nisan, çocuklar... Birden arkadaşının palyaço kıyafeti olduğunu öğrendim. Bırakır mıyım hiç çocuklara palyaçoyla birlikte gitmek varken:) aldım kıyafetleri düştüm yollara:D Hepimiz bir yerlerde palyaço olduk, ee büyükte olsak çocuklarız biz hala. 
        
               Önce balonlarımızı şişirdik coşkuyla, süsleme yaptık sınıfları süsler gibi, bayraklar donattı her yeri. Sonra palyaço makyajı, kıyafeti düştü halil yollara... çocuklar mı çok eğlendi siz mi dersiniz bilmiyorum açıkcası. Ama biz daha mutlu olduk yüzlerindeki tebessümü görünce..

              o zaman yirrmii üç nisaaaan kutluuu olsuuuun .. sevininnn küçükler övünün büyüükkkler yirrmii üç nisaaan kutluuu olsun:)

               

bir yumak sevgi...

                 Birgün tanımlayamadığın bir sevgi yumağı bulursun içinde; yumağın ucundan tutmuşsundur bir an o heyecanla tüm ip dolaşıvermiştir içinde. İpin diğer ucu sevdiğin kişidedir.  Her hareketinden etkilenirsin, gerginlik olsa hemen hissedersin... Ee içinde dolaşmış durumda...

                Sevdiğin çekip gitmeye kalksa içini bir sıkıntı kaplar, ipin ucu onda ya çektikçe düğümler oluşur içinde. Birçoğu belki açılmazlar bir daha, içini acıtırlar hep. Bir bölümünün ise düğüm olmasını engelleyebilmişsindir. Sadece dolaşmıştır onlar. İpin ucunun o karmaşanın içinden geçerek, teker teker kurtarması gerekir seni bu sıkıntılardan. Ama tabiki bunu yapabilmesi için iyi bilmeli seni, seni ve yollarını..

Parlayan Tanecikler

               Çok gülen insanlar aslında ağlamaktan çok korkanlardır.
              
               Ağlamaya çok müsait yapıları vardır, birçoğuna göre fazla duygusallardır ama açıkta yaşamayı sevmezler duygularını. Üzülmesi gereken şeylerin farkındadır ya da ciddi üzüntüler değilse onlardan heyif çıkarmasını öğrenmiştir. Birçoğu kendisiyle bile dalga geçmeyi bilir. Onu bildikten sonra zaten pek takmazsın birşeyi.
             
               Dudaklarının tebessümünü sağlayan kasların diğer uçlarını gözyaşı bezlerine bağlı zannederler. Bıraksalar bir an gülümsemeyi gözlerinden parlayan tanecikler boşalıverecektir, içinde binlerce duyguyu barındıran parlayan tanecikler.

               Sonra gözyaşlarından korktuğu için o anda da gülecek birşeyler arayacaktır. Çünkü o gözyaşlarını güçsüzlüğün göstergesi olarak kabul etmektedir. Yanında ruhunun kapılarını açtığı birileri olduğunda ağlar sadece. Oysa gözyaşları da güçtür. Onlarda kendini ifade etmenin yoludur. Anlayanlar için neler neler barındırırlar.

Picasso-Suite Vollard Gravürler

               15şubat tarihinden beri İstanbul Picasso tablolarnı ağırlıyor. Pera Müzesinde iki katta sergilenen eserler 18nisan tarihine kadar ziyaretçilerle buluşacak. hoşçakal niteliğinde, biraz geç kalmış bir ziyaret oldu benimkisi de. Eğer sizde daha ziyaret edemediyseniz süre ayırıp hoşçakal diyebilirsiniz.

                ilk etapta çizimleri anlamakta güçlük çekenler içinde, sanatçının çalışma anındaki kayıtlarından oluşan videoyu öncelikli olarak izlemelerini tavsiye ederim. Zira ilk olarak insan figürü algıladığımız bir tablonun içindeki horoz figürünü balık figürünü görebilmenin yolu bu. Belki de videoyu izleyerek bir tabloyu çizmeye başladığındaki anıyla bitiş anına kadar insanların tablodaki yer değişimleri güneşin doğuşunu ve batışını, yani o tablonun yaşamını öğrenebilirsinz.


Pablo Picasso
                İspanya'nın Malaa şehrinde 1881 yılında doğan Picasso'nun aslında çok uzun bir ismi vardır; "Pablo Diego Jose Francisco de Paula Nepomuceno Crispin Crispiano de la Santisima Trinidad Ruiz y Picasso" . Bunun sebebi bölgedeki ailelerin inançları; aileler, isimlerin çocukların başarılı olmalarında faydası olacağını düşünüyorlar.
              
                 Pera Müzesindeki sergi, sanatçının gravürlerinden oluşan 'Suite Vollard' adlı sergisi. Sergide 100 eser mevcut. Eserlerin tümü Fransız sanat tüccarı Ambroise Vollard'ın siparişi üzerine yapılmıştır.
       
                 Ambroise Vollard 1890 da Rue Lafitte'te açtığı galerisinde pek çok sanatçının yapıtlarını sergilemiştir; Van Gogh, Cézanne, Nabi'ler, Degas, Gauguin, Picasso ve başka sanatçıları dünya sanat pazarına tanıtmıştır.

                   Yüzyıl sonunda Paris'te Vollard, Pablo Picasso'yla sanatçının Paris'e 1901deki ikinci gelişi sırasında tanışmıştır ve aynı yılhaziran ayında Picasso'nun Paris'teki ilk sergisini açmıştır. İkili tanışmalarından, Vollard'ın ölümüne kadar(1939) yakın ilişki içinde bulunmuşlardır.
         
                    1930lar Picasso'nun sanatsal üretkenliğinin doruklarında olduğu yıllardır. Bu döneme ait gravürler; aşk, çıplaklık, erotizm, tutku, kaos ve mitoloji izleri taşır.

                     Suite Vollard, düzen ve şiddet, klasisizm ve biçimbozum, dinginlik ve kaos arasında gidip gelen Picass'nun yapısını yansıtır. Ayrıca Picasso'nun derin Akedeniz kültürünün izleride görülebilir.

                     Günümüzde baskılar çeşitli özel ve kamusal koleksiyonlara farklı adetlerle dağılmış durumdadır ve sergide yer alan 'Fundation Mapfre' ye ait bu set gibi az sayıda seri bütün olarak korunabilmiştir.

                      Serginin barındırdığı tablolardaki konular temel olarak altı bölüme ayrılır;
                      3 Ambroise Vollard'a ait portre
                      5 Aşk savaşı olarak anılan baskı
                      46 Heykeltraşın atölyesi konulu kompozisyon
                      4 Rembrandt temalı kompozisyon
                      15 Minotor başlıklı baskı
                      27 adet çeşitli kompozisyon


-------------------------------------------------------------------------------------------
sergi 17şubattaki 'Suite Vollard Günleri Pablo Picasso hakkında söyleşiler' , 27şubattaki 'modernizm, erotizm ve Picasso', 13 marttaki 'Picasso'yu yeniden düşünmek: Barcelona'da Picasso projesi oturumlarıyla da desteklenmiştir.

98yıl sonra söylenenler

bir amerikalı, Morgan Robertson. 1861de doğdu ve gençken denizcilik yaptı.sonrasında bir süre kuyumculuk bir sürede yazarlık yaptı. ve bu dönemde bir kahin gibi titaniğin hikayesini yazdı farklı isim aynı hikaye..
14 yıl sonra 1912 yılında 14nisanı 15nisana bağlayan gecede hikayedeki gibi asla batmaz denilen bir geminin katili birden bire ortaya çıkan bir buzdağı olacaktı.  hikayedeki başka benzerlikler ise; hikayede geminin adı 'titan'dı. kitaptaki gemi Southampton limanından yola çıkıyordu ve 14yıl sonra titanikte bu limandan yolculuğa başladı. titan 248 metre iken titanik ise 252metre. her iki gemide 3000 kişilikti ve titanikte 2224 kişi vardı, gerçekte 1500kişi ölüyor romanda ise 1513 kişi...

bir başka kahin ise ünlü ingiliz gazeteci William T.Stead, o ise 20yıl öncesinde yazıyor hikayesini. kendi yazısında kurtuluyordu, herşeyin romanındaki gibi olduğunu farkedip belkide yaşayacağını düşünerek bindi o gemiye ancak ölüler arasında o da vardı. gerçek bu sefer aynı değildi.


titanik'in batımıyla ilgili çok farklı yorumlar vardır. Hattta bir tanesi;gemide ABD de gizlice satılmak üzere götürülen lahit ve mısır kralının mumyası vardı. ve bu hırsızlık olayı tanrıları kızdırmıştı gemi de bu yüzden batmıştı.



ve üzerine bir çok söz söylenen, filmler çekilen geminin batışının üstünden 98 yıl geçti...

istanbul festivale doymuyor:)

istanbul festivale doymuyor:) sürekli bir yerlerde festivaller.. bende sınavlarım başladı başlıcak oluyor bitti derken katılmaktan pek eksik kalmadım onlara ama yazıya dökmekte biraz geç kaldım.

Şuanda hala İKSV film festivali devam ediyor. Ayın 3ünde başlamasına rağmen ben ancak 12sinde filmlere başlamaya fırsat bulabildim. ilk filmim 'nowhere boy' john lennon'ın hikayesini anlatıyor... teyzesinin yanında kalış sebebi, annesini tanımaya başladığı dönemleri, müziğe başlama hikayesi ve grubun oluşumunu anlatıyordu... izlemeye fırsta bulduğum diğer filmlerde 'annemi öldürdüm' ve 'aşkın son mevsimi'. Annemi öldürdüm çocuklar ve anneleri arasındaki iletişim, anlaşmazlıklara rağmen devam eden o garip sevgi anlatılıyor ve aşkın son mevsiminde ise tolstoy'un aşkı anlatılıyor. filmleri beğendiğimi söylemeden edemeyeceğim. son filmim ise pazar günü sabırsızlıkla bekliyorum.... eğer 18ine kadar sizde zaman bulabilirsiniz numarasız biletlerle filmlerden birkaçını izlemek için hala fırsat bulabilirsiniz..

herkese iyi seyirler:)






şuan devam edenden bahsettikte bitmiş olanlardan da bahsetmezsek olmaz; 13. İstanbul Kukla Festivali

kukla kelimesiyle ilk olarak pinokyo ile ve gepetto ustanın hikayesinden tanışmışızdır. bir peri gelir pinokyo gerçek bir çocuğa dönüşür. şimdi kuklalar başka, ustalar başka ve kuklalara can veren bir peri yok ama bir kukla festivali var. istanbul avrupa kültür başkenti ajansı desteğiyle hayata geçirilen 'Dünya kuklası istanbulda' etkinlikler dizisi 21 mart dünya kukla gününde başladı. bu yıl 13.sü düzenlenmiş bulunmaktadır.

Ben festivalde unjo adlı gösteriyi izleme fırsatı bulabildim.. Unjo; bir japon halk hikayesi olan 'syojo' yeniden canlanma üzerine bir öyküdür. yumehina group hikayeyi yeniden yorumlayarak içine günümüz japonyasının komedi konularınıda eklemiştir. oyunda ölüyü taşıyan bir maymun var. yolda ölünün ve maymunun başlarına gelen bir dizi olaydan bahsediliyor.

Festival kapsamında; sözlü kültür mirasına kabul edilmesi onuruna, yaşayan üç karagöz ustamız; tacettin diker, orhan kurt ve metin özlene festival başında birer plaket takdim edildi. Türkiye’deki Karagöz sanatçıları üzerine hazırlanmış 3 ayrı belgesel filmin gösteriminin yanı sıra kentin çeşitli bölgelerinde yapılacak atölye çalışmaları ile ilgi çekilmeye çalışılacak.

festival sergilerle de istanbul metrosunda ve kukla istanbulda destekleniyor. sergiler 16mayısa kadar ziyaretçilere açık olacaktır...

Kukla festivalinden bahsetmişken birazda kukla tarihinden bahsedelim. Kuklacılık tarihi binlerce yıl öncesine dayanıyor ama kesin başlangıç tarihini bilen yok. İlk gölge kuklalarının Yunan felsefesinde yeri var. Yunanlılar, teatral sunumlara çok meraklıymış; ama büyük organizasyonların çok pahalıya mal olması da tiyatro oyunlarının az sergilenmesine neden oluyormuş. Üstelik her şehirde büyük tiyatro salonları yokmuş. Bu da sanatsever Yunanlıları başka arayışlara itmiş ve hikâye anlatıcıları, tek kişilik performans sanatçıları ve kuklacılar, köyden köye dolaşıp gösteriler yapmaya başlamış. Aristo ve Plato’nun eserlerinde kukla tiyatrolarından bahsedilir.


Başka bir görüşe göre de kuklacılık ve gölge oyunu ilk defa Çin’de ortaya çıkmış. Çinli kukla sanatçıları, çeşitli hayvan derilerinden yapılan kuklalar kullanmışlar. Dünyanın çeşitli yerlerinde yerleşmiş olan kabilelerin dini seremonilerinde de kuklaların kullanıldığı biliniyor. Ortaçağ’da da Hristiyan kilisesi öğretilerini halka aktarmak için kuklalardan faydalanılmış. Mısırlılar’ın kilden ve topraktan kuklalar yaptıkları da kanıtlanmış durumda.

14. ve 15. yüzyıllarda kukla gösterilerine mizah unsuru eklenmiş. Sokaklar ve fuarlarda oynatılan kuklalar halkın en büyük eğlencelerinden biri olmuş. 16. yüzyılda kuklacılık Avrupa’nın her yerine yayılmış. İpli kukla operaları çok popüler olmuş.


17. yüzyılda el kuklaları yaygınlaşmaya başlamış. Kullanması ipli olanlardan daha kolay olan bu kuklalar taşınabilir küçük sahnelerde sergilenirmiş. Bazı kukla karakterleri halk arasında çok ünlü olmuş. Bu dönemde kukla sahnelerinde politik konulara sıkça yer verilmiş.



Bunların yanında birde katılamadığım Genç Klasikçiler Festivali gerçekleşti..

ilk konseri 21 martta yapıldı. klasik müzikte önemli isimlerin yer aldığı festivalde konserlerin tümü  Kağıthane'deki okullarda yapıldı. Atatürk ilköğretim okulu, O.Faruk Verimer ilköğretim Okulu konser alanlarından bazılarıydı. Etkinlikte yer alan sanatçılar ise; Naz Altınel, Deniz Bayhan, Sesim Bezdüz, Marina Cincaradze, Ayça Çetin, Danae Dakou Doerken, Suay Doğanay, Meriç Dönük, Bengisu Gökçe, Simge İster, Charikleia Kanatidou, Oya Karabey, Turan Manafzade, Tuğçe Mengüç, Angela Otçuoğlu, Semin Öztürk, Birce Polat., Duygu Sungurlu, Gülnare Şekinskaya, Ayşegül Şişman, Sevil Ulucan, Esin Yardımlı, Melis Yüksel, Abuzer Manafzade, Altuğ Akınsel, Anton Trofimov, Apostolos Palios, Bilal Güncan, Çağdaş Engin, Dimitris Karakantas, Fahrettin Arda, Fatih Ataoğlu, Salihcan Gevrek, Umut Şengün, Eksik Beşli, İsis Quartet,  Klez Mez, Mızıkçı Melodiler, Nehir Trio, Noesis, Novavon Flüt Quartet... 
bir yenisini kaçırmamak dileğiyle:)

kan bağışlar mısın?

    Tog'da 4yy projesine farklı destek;

     Çocuklarımızın tedavi süresince kan ve trombosite ihtiyacı oluyor ve bu konuda eksiklikler var.  Özellikle, bu ihtiyacın ne zaman doğacağının belli olmayışı, bağışçıdan alınan trombositlerin en fazla 5 gün saklanabilmesi ve bağışların az olmasının nedenlerinden; bilgisizlik, organizasyon eksikliği, iletişim için bir bağışçı veritabanının olmayışı gibi sorunlar konuyu içinden çıkılmaz bir hale getiriyor:(


     Yakın çevremizde kan ve trombosit ihtiyacı konusunda farkındalık yaratmak ve gönüllülük yaptığımız Göztepe Hastanesi'ndeki bağışçı bulma sürecini kolaylaştırmak, hızlandırmak için bir  kampanyaya başladık.
   10nisan cumartesi günü (kişi sayısına göre ek günlerde olacaktır)

görme engeli öğretme engeli midir?

Olaydan bir arkadaşımın maili sayesinde haberim oldu. Dikkat çekmeye değer bir konu olduğunu düşünüyorum. Görme engeli öğretme engeli değildir...

İki gün önce milli eğitim bakanlığı bir yönetmelik taslağı yayınladı ilgili birim mevzuat daire başkanlığı. Taslak kabul edilirse artık görme engelli öğretmenlerimiz artık meslekleriyle ilgili çalışamayacaktır. Bu engelli vatandaşlarımızı soyutlamak demektir. Öğretmenlik kavramı öğretme eylemini barındırıyorsa, görme engelli olmak bu eyleme engel teşkil etmez, peki o zaman bu taslak neden değiştirilmiş? Değişiklik yapılan bölümü aşağıya yazacağım ancak birimle görüşen arkadşlarımız olmuş ve alınan cevap: : "taslak görüşme aşamasındadır, önerilerinizi yazabilirsiniz!".

Karşı çıktığımıza dair bir mail yazmak istersek:


Mevzuat Daire Başkanlığı

E mail: pgm_mevzuat_ogretmenatama@meb.gov.tr



Değişiklik yapılan bölüm;

Özürlülerin atamasıMADDE-17-(1) Bedensel özrü bulunanlardan öğretmen olarak atanacaklarda 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinde belirtilen genel şartlar yanında aşağıda belirtilen özel şartlar aranır:a) Doğuştan veya sonradan herhangi bir nedenle bedensel özür durumuna göre tüm vücut fonksiyon kaybı oranının yüzde kırk ve üzerinde ve atanacağı alanın öğretmenliğini yapabilecek durumda olduğunu 6/2/1998 tarihli ve 98/10746 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik hükümleri gereğince sağlık kuruluşlarından alınacak sağlık kurulu raporu belgelendirmek,b) Bu Yönetmeliğin 11 inci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b), (c), (e), (f) ve (g) bentlerinde belirtilen şartları taşımak,c) Hayati önem taşıyan, uzun süreli tedaviyi gerektiren (kronik veya süreğen) gidişatı (progros) bakımından ilerleyici olan, doğrudan iklim koşullarından olumsuz etkilenen, kanser, verem, akıl hastalığı (psikozlar, ağır kişilik bozuklukları, nevrotik bozukluklar, alkol ve uyuşturucu bağımlısı olanlar dahil), ilerleyici nörolojik hastalıklar, organ nakli gibi uzun süreli tedaviyi gerektiren bir hastalığı bulunmamak.(2) Görme engeli olan adaylardan;a) Okul öncesi ve sınıf öğretmenliğine atanacaklarda; iki gözün toplam görme oranı en az 10/20 olmak, renk algılama bozukluğu bulunmamak, görme alanı bozukluğu olmamak,b) Türkçe, Türk Dili ve Edebiyatı, Yabancı Dil, Matematik, Müzik, Resim, Rehber Öğretmen, Görme Engelliler Sınıf Öğretmenliği, Sosyal ve Fen Bilimleri alanlarına atanacaklarda; iki gözün toplam görme oranı 10/20’den az olmak ve görme alanı ve renk algılama bozukluğu olmamak.(3) İşitme engeli olan adaylardan; tüm alanlar için normal iletişim kurabildiğini sağlık kurulu raporuyla belgelendirmek Ancak işitme cihazı taktığı halde işitme oranı %50’nin altında olanlar okul öncesi ve sınıf öğretmenliğine, orta ve ileri boyutta konuşma bozukluğu olanlar öğretmenliğe atanamazlar.(4) Ortopedik engeli olan adaylar; Beden Eğitimi, atölye ve laboratuar öğretmenliğine atanamazlar..(5) Genel yüz hatlarını bozan ve yüz ifadesini engelleyen kalıcı yara, yanık ve tümör bulunanlar, okul öncesi ve sınıf öğretmenliğine atanamazlar.(6) Özürlü öğretmen adayları ile ilgili olarak bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde 16/9/2004 tarihli ve 25585 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Özürlülerin Devlet Memurluğuna Alınma Şartları ile Yapılacak Yarışma Sınavları Hakkında Yönetmelik hükümleri uygulanır.



http://www.memurlar.net/haber/162955/

Dünya π günü

En çok bilinen matematik sabiti π olur da π 'nin günü olmaz mı?

Olur hemde bugün olur.. Tarih yazımını önce ay sonra gün olarak yazarsak bugün bizi pi sayısının hesaplarımızda kullandığımız kısa haline götürüyor:)

ABD'nin San Francisco şehrindeki Exploratorium müzesi, Amerikan tarih formatı 3/14 olduğu için tahsis ettiği ‘Pi Day’ 14 Martta kutlanıyor. Türkiye'de bu gün 2007den beri kutlanmakta. ilk olarak Manisa Odtü Ülkem kolejinde kutlanmış.

Bu yılda ülkemizde çeşitli şekillerde kutlamalar yapıldı. Mesela Özel Selçuklu Abdullah Aymaz İlköğretim Okulunda, dünya Matematik “Pİ” günü düzenlenen çeşitli etkinliklerle kutlandı.




 

π sayısını incelersek;

Çapı 1 olan çemberin çevresi π dir.

M.Ö 1650 yılında, Eski Mısır'da yazılmış Rhind Papirüsü'nde bahsi geçiyor. Pi denilmiyor, ancak çevrenin çapa oranındaki o sabiti biliniyor. P simgesinin şu andaki anlamı ile sürekli kullanılışının tarihi ise 250 yıl öncesine kadar uzanıyor.  Sabitin, 1761 yılında Johann Heinrich Lambert'in yayımladığı ispatla irrasyonel bir sayı olduğu kanıtlanmıştır
Sabit, ismini; Yunanca περίμετρον yani "çevre" sözcüğünün ilk harfi olan π harfinden alır ve bu harf veya Latin alfabesindeki karşılığı olan pi ile sembolize edilir. Ayrıca pi sayısı Arşimet sabiti (Arşimet sayısı değil) ve Ludolph sayısı olarak da anılır.
Pi sayısının Aşkın sayı olması nedeniyle karenin alanına eşit DAİRE ASLA ÇİZİLEMEZ.

Herkese bol π 'li hayatlar:)

...

seninle tanıştığım gün kaynaştım ben kadehlerle

söyle naptın bana

gül rengi şarap mıydı aklımı başımdan alan

baktığımda güller açan yanakların mı yoksa

                                                Halil Baştuğ
 
 
kalemine sağlık... şair ruhlu insanları destekliyorum:)

Mitoloji-Herkül:)

     Eski Yunan dilinde söylenen veya duyulan söz anlamında kullanılan mitos sözcüğü mit, masal, efsane, öykü anlamını taşır.


      Mitoloji ise mitleri, doğuşlarını, anlamlarını yorumlayan, inceleyen bilimdir. Mitolojilerin en önemli özelliği dinden ve inançtan kaynaklanmasıdır.

      Mitolojilerin konusu tarihin karanlık dönemlerinde yaşanmış ve olağanüstü motiflerle işlenmiş olaylar oluşturur.

     Bunun için mitolojilerin kahramanları daha çok putperestlik devirlerinin kahramanlarıdır. olağanüstü motifler işlenirse tabiki olağanüstü tanrı ve tanrıçalar olur. Mitolojinin belli başlıa tanrı ve tanrıçaları;



limos : açlik tanrıçası

dike : adalet tanrıçası

semele : ahiret tanrıçası

hestia : aile faziletleri tanriıası

momos : alay ve hiciv tanrıçası

artemis : ana tanrıça - ay tanrıçası

aristalos : aricilik tanrısı

eros : aşk tanrisi

afrodit : aşk ve güzellik tanriçasi

atalante : avci kiz

bendis : ay tanriçasi

eirene : barış tanriçasi

minemosyne : bellek tanriçasi

hermes : belagat tanrisi

ceres : bereket tanriçasi

poros : bereket tanrisi

okeanos : bütün irmaklarin babasi sayilan tanri

kirke : büyücü tanriça

amphitrite : deniz dibi tanriçasi

thetis : deniz tanriçasi

poseidon : deniz tanrisi

sentinus : duygu tanrisi

eileithhyia : dogumlarda kadinlara yardim eden tanriça

fornaks : firinlarin tanrisi

adonis : erkeklik ve bereket tanrisi

hera : evlilik tanriçasi

phantaso . fantezi tanrisi

kairos : firsat tanrisi

thyphon : firtina tanrisi

nyks : gece tanriçasi

hebe : gençlik tanriçasi

hymenalos : gençlik ve evlendirme tanrisi

androgeo : minos'un oglu

uranos : gök tanriçasi

helios : günes tanrisi

apollon : güzel sanatlar tanrisi

enyalios : harp tanrisi

ate : hata ve günah tanriçasi

hybris : hayasizlik tanrisi

klotho : hayat ipligini büken tanriça

hermaphroditos : hem erkek hem disiligi olan tanrisal yaratik

furina : hirsizlarin tanrisi

metis : hikmet ve tedbirlilik tanriçasi

fraude : hile tanriçasi

asopos : irmak tanrisi

aigina : irmak tanrisinin kizi

algos : izdirap tanrisi

penthos : keder tanrisi

artemis : iffet tanriçasi ( efes artemisi= bereket tanrıçası)

senius : ihtiyarlik tanrisi

nemesis : intikam tanriçasi

poine : ceza ve intikam tanriçasi

moiralar : kader tanriçalari

kronos : kainatin hakimi

pitho : kandirma tanriçasi

themis : kanun ve adalet tanriçasi

eresbos : karanlik tanrisi

fons : kaynaklar tanriçasi

pan : kir tanrisi

vakana : kirlarda dinlenenleri koruyan tanri

phobos : korku tanriçasi

zeus : mutlak kudret tanrisi

orfe : müzikçi ozan

risus : nese tanrisi

eris : nifak tanriçasi

feronia : ormanlari koruyan tanriça

ultio : intikam tanriçasi

thanatos . ölüm tanrisi

oinone : pinar perisi

amykos : poseidon'un oglu

morpheus : rüyalar tanrisi

boreas : rüzgar tanrisi

alkyone : rüzgar tanriçasi

eolo : rüzgarlarin bekçisi

penelope : sadakat timsali

hygieia : saglik tanriçasi

akslepios : saglik ve hekimlik tanrisi

hephaistos : sanayi tanrisi

ares : savas tanrisi

urania : semavi ask tanriçasi

febris : sicaklik tanriçasi

fides : sözünde durma tanriçasi

perimelis : sürülere gözcülük eden periler

eos : safak tanriçasi

dionysos : sarap ve cosku tanrisi

ros : sebnem tanrisi

bia : siddet tanriçasi

rheme : söhret tanriçasi

fatum : talih tanrisi

fors : tesadüf tanrisi

thyke : tesadüf tanriçasi

demeter : toprak ve tarim tanriçasi

hypnos : uyku tanrisi

persephone . yeralti tanriçasi

hades : yer altindaki ölüler ülkesinin tanrisi

aiakos : yeralti ülkesinde ölüler hakimi

flora : yeseren bitkiler alemi tanriçasi

penia : yoksulluk tanriçasi

nike : zafer tanriçasi

athena : zeka tanriçasi

daimon : zeka ve ilahi kuvvet tanrisi

ploutos : zenginlik tanrisi

herakles : kuvvet tanrisi



ee mitolojiden bahsettik ve madem herkül(herakles) dedik( bugünlerde çok da fazla herkül ismini anarken), özelliklerinden, yaşadıklarından bahsedelim.





 
HERKÜL(Herakles)

     Roma mitolojisinde Herkül, Yunan mitolojisinde Herakles olarak bilinir. Doğduğu günden beri tanrısal bir güce sahiptir. Ayrıca üstün bir eğitim görmüştür.

     Güçlü bir karakter olarakta bilinir. Fizik ve moral gücün simgesi görülen Herakles'e hem kahraman hem de tanrı olarak tapınılmıştır.

    Zeus ve Alkmene'nin( Miken kralının kızı) oğludur. Zeus kadına aşıktır ve ona kocası kılığında yaklaşmıştır. Herakles'in Zeus'un çocuğu olduğunu anlayan Hera sürekli uğraşmıştır onunla; daha birkaç günlükken iki zehirli yılan göndermiştir. Ancak herkül gücünü o zamanda kullanabilmiştir ve bu zehirli yılanları öldürmüştür.

   18 yaşına geldiğinde Ktharion ormanlarındaki canavarları öldürmüştür buna karşılık Thebai kralının kızı kendisine ödül olarak verilmiştir. Bu kızdan üç oğlan çocuğa sahip olmuştur.

   Hera'nın çıldırtması sonucu birgün MEgara'yı ve çocuklarını öldürmüştür. Bu suçundan arınmak için Miken kralının hizmetine girmiştir. KRal Herakles'e 12 görev vermişltir.



# Nemean Aslanı'nı öldürüp, derisini yüzmek
# Lerna gölündeki Hidrayı öldürmek

# Artemis'in kutsal hayvanlarından Kyreneia geyiğini yakalamak

# Erymanthian dağında yaşayan büyük yaban domuzunu ağla tutmak
# Augias'ın ahırlarını bir günde temizlemek (iki büyük ırmağın yataklarını değiştirip ahırlardan geçirerek)
# Stymphalos'da yaşayan ve o bölgedeki insanların rahatını kaçıran kuşları Athena'nın yardımıyla kovmak

# Girit'e gidip Poseidon'un Minos'a verdiği azgın boğayı getirmek
# Troya kralı Diomedes'in insan eti yiyen kısraklarını yakalamak,bunun için önce Diomedes'i öldürmüştür.

# Amazonlar kraliçesi Hippolyte'den kemerini almak. Kemeri almak için kraliçe ile anlaşmış, ancak Hera'nın kışkırtmasıyla Amazonlar, Herakles'e saldırmış, Herakles'te kraliçeyi öldürmek zorunda kalmıştır.
# Okeanos'un bir adasında bulunan 3 gövdeli dev Geryoneus'un sığırlarını çalmak,

# Hesperidler'in altın elmalarını getirmek,
# Hermes'in ölüler ülkesini koruyan Kerberos adlı köpeği yeryüzüne çıkarmak (Kerberos'u daha sonra geri götürdü)
    Bu 12 görev sonrasında Lydia Kraliçesi Omphale'nin hizmetinde bir yıl kadıan kılığında çalıştı. Prometheus'u kurtardı. Argonatların seferine katıldı.
    Deinaneira ile evlendi. Kentavros Nassos karısına yaklaşmak isteyince onu oklarıyla yaraladı.
    Vücuduna At adamın kanıyla kaplanmış gömlek yapıştırılınca tutuşmaya başladı bu acıya dayanamadığından son vermek için odun yığını hazırlatıp kendisini alevlerin içine attı.

    Herkülün ölümüne başta zeus olmak üzere çok üzülen tanrılar Herkül'ü Olmpos'a götürerek ölümsüzlük bağışlamıştr ve tanrıça Hebe ile evlendirmişlerdir.

lösev 'de eğitmen olmak istermisiniz

lösev'de gönüllü öğretmenlik yapmak isterseniz aşağıdaki çağrı tamda sizin için:)
ilginiz için teşekkürler:)


2009–2010 eğitim yılı EĞİTİM PROGRAMIMIZ SON HIZIYLA DEVAM EDİYOR

BU PROGRAM DAHİLİNDE ARTAN ÇOCUK SAYISI VE MEKAN SIKINTILARINA GETİRDİĞİMİZ ÇÖZÜMLER NEDENİ İLE 2.dönem çalışmalarımızda, 15 HAZİRAN 2009 TARİHİNE KADAR HER HAFTA CUMARTESİ GÜNLERİ SABAH 10.00–12.30 SAATLERİ ARASINDA BİZLERLE BİRLİKTE OLACAK eğitmenlere ihtiyaç duymaktayız.



İhtiyacımız olan dersler ve yaş grupları AŞAĞIDA BELİRTTİĞİMİZ GİBİDİR:

3.LEVENT’TE BULUNAN LÖSEMİLİ ÇOCUKLAR EVİNDE GÖREV VERİLMEK ÜZERE;


Ortaokul grubumuza; Türkçe-Matematik-Fen dallarında;

GÖZTEPE OFİSİMİZDE GÖREV VERİLMEK ÜZERE;

Lise grubumuza; Tarih-Coğrafya-Fizik-Kimya-Biyoloji dallarında

Gönüllü eğitmenler aranmaktadır.


SİZDE GÖNÜLLÜ ÖĞRETMENİMİZ OLABİLİR, HAFTADA BİR KAÇ SAATİNİZİ AYIRARAK, BİR ÇOCUĞUN EĞİTİMİNE DESTEK OLABİLİRSİNİZ.


İstanbul İletişim Bürosu


Bağdat cd. Yenisey Apt.No:229/A K:2 D: 5 Göztepe/İST. Tel: 216 359 85 85 Faks: 216 359 85 86 http://www.losev.org.tr/


Lösemili Çocuklar Vakfı

İlkadım Sok. No:14 GOP/Ankara

Tel: 312 447 06 60 Faks: 312 447 68 33

http://www.losev.org.tr/ 
losev@losev.org.tr

Üreme Sağlığı Akran Eğitimleri

6-7 MART hafta sonu için kiimselere söz vermeyin:))

Tog'un bünyesinde gerçekleştilecek olan üreme sağlığı eğitimine hepiniz katılabilirsiniz.

6-7 Mart saat 10:00 da  Yıldız Teknik Üniversitesi H Blok(İşletme Fakültesi) ta buluşalım:))


ÇOK ÖNEMLİ NOT: Lütfen tüm katılacak arkadaşlar  mail atsınlar ya da arasınlar,eğitimin patlamasına karşı önlem olarak da,lütfen katılacağım deyip katılamayan arkadaşlar da haber versinler  kocak.burcu68@gmail.com 0554 3398107


Üreme Sağlığı Akran Eğitimleri (Yaygınlaştırma)
İçeriği Nedir:

   Eğitimin temel içeriğini ‘’Üreme sağlığı ve sistemi, cinsel sağlık sorunları, csüs hakları, gebeliği önleyici yöntemler, cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar, HIV/AIDS, meme ve testis muayenesi, kadın ve erkek kondomu uygulama, toplumsal cinsiyet’’ konuları oluşturmaktadır.
Hedefi Nedir:

     17-24 yaş arası gençlerin cinsel sağlık, üreme sağlığı, gebeliği önleyici yöntemler, cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar, HIV/AIDS ve toplumsal cinsiyet konusunda farkındalıklarını artırarak onlarda güvenli ve bilinçli davranışa yönelik tutum değişikliği yaratmaktır

katılım için haberlerinizi bekliyoruz:)

MİNİATÜRK

      Bu yılın gezi programı kapsamında gittiğim Miniatürk gezisinden  sonra sizlerle de park hakkında kısa bilgiler ve fotoğraflar paylaşmak istedim.
      Gitmenizi şiddetle tavsiye ederim, birkaç ayda göremeyeceğiniz  çok sayıda eser 1-2 saatte görebilecğiniz şekilde yakınınızda...

   Miniatürk parkı 2003te ziyarete açılmıştır. 22 ay gibi kısa bir sürede tamamlanmıştır. Ayrıca dünyanın en geniş maket alanına sahip ve en kısa sürede tamamlanan minyatür kentidir. Türkiye ve Osmanlı coğrafyasındaki eserlerin 1/25 ölcekli maketlerinin yer aldığı bu merkezde 105 eser vardır.
      
       Maketler 10tanesi yurt içinde 3 tanesi yurt dışında olan atölyelerde yapılmış. Ayrıca Yıldız Teknik Üniversitesi ve Dokuz Eylül Üniversitesi Döner Sermaye İşletmelerinde de Miniaturk için üretimler gerçekleştirilmiş.

       Miniaturk'te yer alacak eserlerin seçimi Prof. Dr. İlber Ortaylı ve Doç. Dr. Ahmet Haluk Dursun'un danışmanlığında bir kurul tarafından yapılmış.

      Eserlerin yanlarındaki elektronik rehberlerden de tanıtımlarını dinleyebilirsiniz.
     
Anadolu'dan ; ishak paşa sarayı, malabadi köprüsü, Halil-ür-Rahman Camii ve balıklı Göl...
  

  İstanbul'dan; Kuleli Askeri Lisesi, Süleymaniye Camii, Kız Kulesi, Atatürk Havalimanı, Aya İrini...


    Yurt dışından; Şam Kapısı, Mescidi Aksa, Ecyad Kalesi, Baştarda... gibi eserler bulunmaktadır.


Trabzon Sümele Manastrı: 1300metre yüksekliktekidağ gövdesi içine inşa edilmiş gizli bir tapınaktır. Meryem ana Manastrı olarakta bilinir.  ilk yapı efsaneye göre 385 yılında Atina'dan gelen iki keşiş tarafından kurulmuştur.



Artemis Tapınağı;  İzmir Selçuk'taki Efes antik kentindedir. M.Ö. 334-250 yılları ararsında tarihlenir. Artemision adıyla da bilinen tapınak, dünyanın antik çağdaki 7 harikası arasında sayılmaktadır.

Kahvenin tadı

Kahve festivaline gittikten sonra kahveden biraz daha ayrıntılı bahsetmeden olmaz:) Kahvelerin biraz farklarından biraz yapımından bahsedelim...
Espresso İtalya'ya özgü bir kahvedir. Koyu kavrulmuş ve ince çekilmiştir. Ama evinizde espresso içmek için espresso makinanız olmalıdır:(  Makinada sıkıştırılmış kahve içinden basınçlı sıcak su geçirilmektedir. Kahvenin iyi sıkıştırılmış olması önemlidir . Kahve yeteri kadar ince çekilmemişse su çok çabuk akar ve kahvenin tadını, rengini tam olarak alamaz.
Espresso, günümüzde sade olarak içilmesi dışında, bir çok damak tadına hitap eden ve özellikle sütle hazırlanan kahvelerin de temelini oluşturur. Bu kahvelerden bazıları;


Americano: Cappucino bardağı büyüklüğünde bir kupada, tek veya double espresso üzerine, kupa doluncaya kadar kaynar su eklenerek yapılır.

Cappuccino: Bardağın 1/3'ü tek ölçü espresso, 1/3'ü buharla ısıtılmış kıvamlı süt ile karıştırılır. Üzerlerine bardağın 1/3'ü hacminde kalın süt köpüğü yerleştirilir. Tarçın veya çikolata rendesi ile süslenir.

Latte: 1 ölçü kahveye, 2-3 ölçü süt katılarak yapılır. Kahve ocak üstü ısıtıcılarda yapılır. Aynı anda ocak üstünde süt ısıtılır ancak kaynatılmaz (buharlanmış süt ile aynı ısıdadır). Cafe au lait bunun Fransız versiyonudur ve sütü daha fazladır. Capuccino'dan farkı, kahvesi daha hafiftir ve sütü köpürtülmez

Ristretto: Espresso yaparken su yarısı kadar kullanılır. Yani fincanın yarısına gelmeden makinadan alınır. Çok kuvvetli, konsantre ve nefis bir espresso ortaya çıkar.(ancak espresso bile ağır gelirken bu kahve nasıl da içilmesi zor olur:)

Lungo: Fincanın 2/3'ü değil de tamamı dolana kadar beklenerek yapılan Espresso. Tadı acı olur.

Macchiato: Tek veya double espresso üzerine çok az miktarda süt köpüğü dokundurulur.

Con Panna: Tek veya double espresso üzerine bir kat tatlı krema eklenmesiyle kendinizi kahvenin ve tatlının tatları arasında kaybetmenin yoludur:)



Ayrıca kahvenin suyunu hazırlarken musluk suyu kullanmamak yapılacak en doğru iştir. Suyun fazla sert ya da yumuşak olması kahvenin tadını olumsuz etkiler. Aynı şekilde distile su da lezzetsiz bir kahveye yol açar. En doğrusu piyasada satılan şişelenmiş suları kullanmaktır. Kullanılacak suyun soğuk olması da kahvenin lezzetine olumlu katkıda bulunur.


Ee kahveden bahsettik Türk kahvesinden bahsetmemek hiç olmaz...


Türk kahvesini bol köpüklüsü makbuldür. köpüğü çatlamış olanı ay şeklinde kıyısında toplanmış olanı veya hiç köpüğü bulunmayanı usulüne göre pişirilmemiş demektir. Bakır cezvede öncelikle suyu konulup sonradan şeker ve kahvesi eklenip tahta kaşıkla bir kez karıştırıldıktan sonra kısık ateşte pişirilir.

kahve keyfiniz bol olsun:)