Tog Yib

YıldızTog iş başındaydı yine. bir yıl bitti neler yaptık ne sorunlar yaşadık? seney neler yapalım sorunlarımızı naısl giderelim demek için YİB toplantısı yaptık. 2 tam gün süren toplantıda yeri geldi kendimizi eleştirdik yeri geldi güldük eğlendik, durduk düşündük önyargı nedir neden yapılır bizi yanlışlara mı yöneltiyor diye düşündük. Tüm bunları lambda da (bu toplantı için ayarladığımız ortam) yaptık. belkide toplumdan en çok önyargı gören kişilerin olduğu bir ortamdı ve tam yeriydi burası.
bu yıl üniversitemizin 100.yılı olacağından, 100yıla 100 proje kapsamında bizde katılımda bulunacağız ve okula 8 proje sunacağız bunları da konuştuk. yeni neler yapabilirzde dedik nefret suçlarıyla ilgili ulusal-uluslararası birşeyler yapmaya karar verdik.
boncuk boncuk terledik bunları yaparken:) çok zor kararlar verdiğimizden değil ama teras katta sıcağa maruz kaldığımızdan:D
seçtiğimiz sorumlular insan vücudunda uzuv veya organ bazında birşeye eşdeğer midir bunlar nedir diye düşündük, aktif-pasif, iyi-kötü katılımcılar var mıdır dedik peki buna kim karar verebiliyor neye göre kime göre...
bizim örgütlenmemizde atak katılımcılarını neye göre seçelim. Sorumluları seçelim dersek görevleri nelerdir tanımlama yapalım ve seçelim derken.. bir yib daha bitti:)
koordinatörümüz süper gönüllü meral, gönüllü sorumlumuz hazar, eğitim sorumlumuz benay, iletişim sorumlusu ben( sorumlu sapık olarak tanımlıyorum ben kendimi:P) kaynak sorumlumuzda sercan oldu. Birde konsey katılımcılarımızı belirledik birisi benim hopidik yupidik:D ve halil katılacak.
TOplantı bitti ve birazda eğlence dinlence dedik hep beraber oturmaca yaptık:)


Gala

İnsanın artiz arkadaşları olunca galalara falan katılmaya başlıyor. Önceden bahsettiğim gibi pazar günü, Arzunun ve Çağrının oynadığı devrik şarkısının klibinin galası vardı. Klibi isteyenler buradan izleyebilirler.

Haftasonu ve ben yine kursa gittim artık söylemeye gerke duymuyorum gerçi ama 4gün sabah 8 akşam 10 dışarda koşuşturmacada olmak beni biraz yordu ama hepsi tatlı ve değecek yorgunluklar:) kurs bitti yib toplantısı ve ardından galaaaaaaa:) Tanıdık-tanımadık bir sürü kişi vardı. Ben geç kaldığım için klibin toplu izlenmesine, pasta kesiminie falan yetişemedim malesef:( ama atmosfer güzeldi eğlendim röportajlar, fotoğraf çekimleri tanışmacalar falan derken tadı damağımda kaldı ayrılırken...

Ayrılmaya yakın çekilen bir fotoğrafta ekleyeyim bari:)
(:ayaktakiler oyuncularımız oturanlardan soldan ikinci yönetmenimiz:)

sınavlar sonrası kendini etkinliklere vuran insan:)

Evet geçtiğimiz perşembe finaller bitti.. Cuma tez sunumu... Cumartesiden beri bir koşuşturmadır gidiyor.
Uzun süredir yapmayı planladığımız bir çiğköfte partisi vardı. Bizde yapıcaz, yok halillerde, yok benayda derken en son finale giren çiğköfteci başarın katılımıyla çok eğlenceli yemeli içmeli bir etkinlik yaptık. ben yine öncelikle sabhın köründe uyanıp kursa gittim. sonra benayla buluşmaca alışveriş derken sıcakta eridik tükendik birde 6.kata taşınmış öldük öldük yaşlanmışız kat aralarında dinlenip çıktık valla:D

Biraz dinlenmecenin ardından devamımız gelinceye kadar soğanları falan doğrayalım dedik ama nerde benayla bende o sabır ve yetenek:D yıkadık temizledik ama doğrayamıyoruz.. tekolojik bir alet bulduk duygunur kullanıyormuş ama rondo desen rondo değil, bıçak desen hiç değil baya bi onunla cebelleştik, derken imdadımıza yetiştiler.. makinacısı inşaatcısı şehir bölge planlamacısı yok çözemedik valla:D neyseki ayşe ve hande çok beceriklide soğanlarla olan savaşımız bitti ve insanlar kazandı:D

Soğanla bittimi iş bitmedi bulgurlarla savaş başladı.. bizim tarafımızdan başarın katıldığı bu savaşta uzun süre yenilme taraflarındaydık. yoğurmalar sonuç vermiyor bulgurlar birleşmiyordu. işin ustası(başarın annesi) arandı sonuç yok..destek kuvvet olarak salçalar sulandırıldı konuldu, yoğurtlar konuldu olmadı. derken birde matematikçiler olarak yaptığımız çiğköfte etkinliğindeki ustamızı aradık ve asıl savaşçının limon olduğunu öğrendik:D Ve savaşı yine insanlar kazandı:D

Bunun dışında sohbetler en güzel tatlılar tadındaydı:) Zaten aç insanları hep sevmişimdir bir de ayrıca tatlı oldu mu o insanlar nasıl seviyorum anlatamam:) hepinizi seviyorum:)

hayat bizi beklemiyor...

biz ayrı koşuyoruz hayat ayrı... akreple yeljovan kavga ediyor, bizde yollarla sınavlarla... bir final dönemi daha bitti. beklenmedik derslerden kalındı, yüksek beklenen notlar düşük geldi. düşük mü gelir denilenler yüksek falan derken birgün okul bitecek inanıyorum(kısmiyi geçersem:P)  tezimide hazır bugün sunmuşken biteceğine daha bir inanıyorum:)

 Ee ben sınavlarla boğuşurken hayat beni beklemedi kendi seyrinde akmaya devam etti. geçtiğimiz cumartesi yani 5 haziranda 4yapraklı yonca projesinde yaz dönemi için ara verileceğinden bitiş düzenledik. balonlarımızı şişirdik fotoğraflar çektik el emeği çerçevelerimizle onlara bizden hatıra bıraktık:) Ayrıca ufak hediyeler verdik biz yeniden gelesiye kadar bize resimler çizmelerini istedik.


sonra okul finalleri yetmiyormuş gibi kursun sınavına girdim bide:) neyse sınavlar geride kaldı neler yapılcak planlarına gelince... :D Geçenlerde arkadaşlar klip çekmişlerdi, ee yeni bir çekim olur galası olmadan olur mu tabiki olmaz:p ee benim arkadaşlarım çılgın fikirli malum ecenin aklına geldi bu fikir ilk, bizde tabiki destekledik, hayır dicek kişiler değiliz sonuçta böyle fikirlere:D onun hazırlıklarını yapadursun ececik ve arzu bakalım şehirde neler olmuş oluyor olacak:

Lord of the Dance; mitolojik irlanda dans fantezisi olarak tanımlanıyor gösterileri... tüm dünyada 67 den fazla ülke ziyaret ederek milyonlarca seyirci tarafından izlenen bu topluluk ilk kez Türkiyeye geliyor. sadece 3 özel gösteri ile seyircileriyle buluşacaklar. 11-12-13- haziranda Maçka küçükçiftlik parkta meraklılarını bekliyor olacaklar.

meşhur ingiliz gitarist Eric Clapton istanbula geliyor. (zenci konser çok yaklaştı) Eric Clapton, Steve Winwood ile pazar akşamı dinleyicileriyle buluşacak. santral istanbulda sizde bu dinleyicilerden birisi olabilirsiniz.

TBMM kayıp çocukları araştırma komisyonu başkanı Halide İncekara, tehditler aldığını söyledi. 17şubat 2010 da kurulan komisyonun çalışmalarının birilerini rahatsız ettiği ortada. araştırmalar düzenli devam ederse çocuk kayıplarının azalacağı ya da kaybolan çocukların bulunacağı ortada...

Suudi Arabistanda ise hayat farklı devam etmiş.  Bir alışveriş merkezinde bir kadını öpen erkeğe mahkeme kararıyla 4ay hapis ve 90 kırbaç cezası verilmiş.( dünya üzerinde hala kırbaç cezaları var mı ya:S ) adamın iki yıl boyunca alışveriş merkezlerine girmeside ayrıca yasaklanmış.

bir yanda bunlar olurken Müthiş! haber sunun mehmet ali birand cuma günü haber programını bitirirken kimseye vermeyin dedi ve olanlar oldu:) herkes videoyu paylaşmaya başladı okan bayülgen medya arkasında eleştirdi vee mehmet ali birand halkan özür dilercesine! (konuşmayı bilmeyenin özrü bu kadar olur) yarın kimselere ister randevu ister başka bişey verin biz buradayız dedi...:)

az önce ise israilin hayalet uçaklar için eğitim görevlilerini geri çektiğini açıkladığını öğrendim. yardım gemilerine saldırıdan sonra kendi otaritesini kurmak için böyle çalışmalara başladı...



ve günün şarkısı seçiyorum:)

Ağladığın gecelerde şarkılar söyle kurtulursun
Elleri var karanlığın, dokununca korkma sakın


Hangi düş yaralanır gerçekle
Hangi dal incinir yeşilinden
Hangimiz oyuncaklar kırmadık
Bir sigara ver bana


Yağmur olur gecen yıllar, şemsiyen var mı?
Icinde kalabalıklar sırılsıklam
Ölum dediğin aslında yalnızlıkmış
Bir sabah bir bakıyorsun, herkes gitmiş


Hangi düş yaralanır gerçekle
Hangi dal incinir yesilinden
Gel duman gizlesin yüzümüzü
Bir sigara ver bana



Bir gün habersiz cık gel
Bıraktığın gömleği alma
Sevginin de elleri var
Dokununca baslar rüya.

Pantolon giyene dayak

Evet sınav dönemi devam ediyor ve ben her sınav döneminde olduğu gibi kitap okuma birşeyler araştırma gibi şeylere kendimi adadım:D Bu yazının çıkış kaynağıda otobüste yanımda oturan kişinin kitabı:D hava bugün zaten karamsar, birşeyde yolunda gitmiyor falan öle boş boş bakınıyorum derken kendimi kitabı okurken buldum:) 1 sayfayı okudum sanırım Allah'tan ben okurken sayfayı çevirmedi de adam niye çeviriyorsun diye o dalgınlıkla tepki vermedim:D

Gelelim kitaba:D kitap önceki sayfada falan aslında dış işleri bakanı falan tarzında birşeyler anlatıyordu( o sayfayıda okumuşum demekki) bu uzun uzadıya okuduğum sayfada ise takım elbisenin osmanlıda kullanılmaya başlanması yazıyordu. Şimdi birazda internetten araştırdıklarımı katalım okuduklarıma;

Takım elbisenin değişilmezi olan kravatın Katolik ve Protestanlar arasındaki otuz yıl savaşlarında yaygınlaşmaya başlanıldığı düşünülür. 1635’te savaşa para karşılığı katılan Hırvat askerlerin üniformalarında, bütün boynu sardıktan sonra aşağıya doğru sarkan püskülleri vardı. Hırvat askerler Fransa’ya geldiklerinde bu boyun ağları çok beğenildi.  Fransa Kralı XIV. Louis süslenmeye pek meraklıydı. Kravatı çok sevmesi bu aksesuarı krallığının simgesi haline getirdi. pek çoğumuzun bildiği gibi aslında hırvat kelimesinden gelmiyormuş kravat kelimesi. Fransızcadaki cravate : boyun bağı kelimesinin kullanımıdır. Bir dönem sınıflandırmanın göstergesi bile olmuş. Beyaz kravatı muhafazakar, siyah kravatı liberaller ve kırmızı kravatı devrimciler takmış.
19.yy da kadınlarda kravat kullanmaya başlamıştır, ancak çok yaygınlaşmamıştır.
Kravatı ilk takan padişah Sultan Abdülmecid'dir bunun raslatntı olmadığı söylenmekte:)
Çünkü Sultan Abdülmecit Batı modernizmine hayrandı.  Eh padişah takınca onunda hayranları takmaya başlar. Önce aydınlar sonra bürokratlar kullanmaya başlamış. Kravat, Osmanlı okumuş-yazmışları arasında pek sevilirken, mutaasıp çevreler tarafından dışlandı. Onlara göre kravat “medeniyet yuları”ydı. Medrese çevresi ise gavurluğun sembolü olarak görüyordu.

Takım elbisenin ise Osmanlılar tarafından kabulü daha zor olmuş. Osmanlı’da takım elbise Tanzimat döneminden sonra giyilmeye başlandı. Sultan II. Mahmud  halkın tepkisini ölçmek için saray görevlisi Hüsnü ve Avni Ağaları pantolon giydirip çarşıya gönderir Ancak güvenlik güçleri Hüsnü ve Avni Ağaları halkın elinden zor alır! Sonrasında takım elbise zamanla aşama aşama giyilmiş. İlk alışma, İstanbullu terzilerin “buluşu” İstanbulin ile... Tanzimat’ın resmi kıyafeti İstanbulin oldu. İstanbulin’in gögsü tamamen kapalı olduğundan kolalı gömlek, yaka ve kravat olmadan da giyilebiliyordu. Bu aksesuarlarla birlikte giyilene “Redingot” denildi. Sultan II. Abdulhamid döneminde Redingot yaygınlaştı. Ancak bu kıyafetle abdest almak zor olduğu için bunu giyenlere “beynamaz” adı denilirdi.

Şimdi de 1750’lerde ortaya çıkan fraka ve 1890’da ortaya çıkan smokin giyilir oldu...

İşte Osmanlı böyle takım elbiseyi giymeye başladı...

sıcak ve soğuk

Buaralar herkesin internete girdiğinde mutlaka kontrol ettiği bir facebook hesabı vardır. Bende malesef bu akıma ayak uyduranlardanım. Benim merakım kim kiminle arkadaş olmuş, fotoğraf koymuş değil ama daha kolay vakit geçiriliyor olması çekici... Paylaşılan videoları izliyorsunuz, yazıları okuyorsunuz derken zaman geçiyor.. Birde gruplar var mesela onlarda da daha ilginç bilgilere ulaşabiliyorsunuz. 'Hergün 1 Yeni Bilgi' adlı gruba üyeyim bende hoş bilgilerin paylaşıldığını düşünüyorum. Geçenlerde ciğerlerimizden havanın üfleyerek soğuk, hohlayarak sıcak dışarı çıkmasını açıklıyordu. Bende paylaşmak istiyorum bu bilgiyi.

Sıcak yaz günlerinde serinlemek istediğimizde, elimize sıcak birşeyler döküldüğünde serinletmek amaçlı üfleriz.. Ve gerçekten ağzımızdan çıkan hava soğuktur. bunun yanında kış günleri ellerimiz üşüdüğünde ısınmak amaçlı hohlarız. o zamanda sıcak hava üfleriz.

Gelelim neden böyle olduğuna;

Akciğerlerimizden çıkan hava, zaten vücut sıcaklığına yakındır. havayı üfleyerek dışarı vermeye çalıştığımızda, hava dar bir alandan hızlıca geçer ve türbülans nedeniyle soğur. Bu yüzden üflediğimizde serinlik verir.

Hohlamada ise ağzımızın içine yayılır, ağız içi kılcal damarlarında mir miktar ısıtılır ve daha yavaş olarak dışarıya verilir. Bu nedenle de dışarıya sıcak olarak çıkar.

kısa facebook'un kârı :P

Memleket İsterim

Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.
Memleket isterim
...Ne başta dert ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.
Memleket isterim
Ne zengin fakir ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.
Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikayet ölümden olsun.



 CAHİT SITKI TARANCI
 
 
 
Öyle şiirlere bakarken gözüme ilişti de nasıl özlemişim bu sözleri...
Herşeyden şikayet edilirken, sevmek çıkara dayalıyken, sokaklarda köprü altlarında insanlar uyurken.. ve herkes bir başkasına sen derken...
 
Bende şimdi memleket isterim...

grizu nedir?-güzel mi öldüler?

Grizu, maden ocaklarında oluşan ve belirli konsantrasyonlara eriştiğinde patlayıcı hale gelebilen zehirli bir gazdır. İçeriğinde metan vardır. %5 ile%15 arasında metan ile havanın birleşmesinden oluşan bu karışım, 650'C de yanma gerçekleştirir. Karışım öncelikle ani şekilde genleşir, sonra patlama merkezine doğru gazı sıkıştırır. Patlamanın gerçekleşmesi için havada min %12 oranında oksijen bulunması gerekmektedir. En kolay patlama metan oranının %8, en şiddetli patlama ise %9,5 olduğu durumda gerçekleşir.

Grizu patlaması tahrip gücüne ve yıkım etkisine sahiptir. Patlamaya sebep olan etkenler; ocak derinliği, üretim yöntemi, fay ve çatlak yapılardır. Metallerin birbirine sürtünüyor olması, çelik ekipmanların ısınması veya ocaktaki herhangi bir ateş grizu patlamasına neden olabilir.



Son zamanlarda sık duyar olduk grizu patlamalarını, malesef ki Türkiyede sık yaşanan bir olay ve yıllardır gerekli önlemler alınmamakta. Ne de olsa başımızdakiler 'güzel öldüler' diye düşünmekte, neden ölümleri engellemek için paralar harcansın ki...

En son zonguldakta bir patlama gerçekleşti. Bu patlamanın TBMM genel kurulunda görüşmeye açılması ise, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız'ın konu hakkında gündemdışı söz almasıyla oldu. Yıldız'ın konuşmasından sonra parti gruplarına söz hakkı doğduğu için genel görüşme açıldı. Eğer taner Yıldız söz almasaydı TBMM de böyle bir konu konuşlulmayacak mıydı? Diğer yandan konuşuldu ama bir sonuç aranıldı mı yoksa partiler sadece birbirini mi suçladı?


Öyle gözüküyor ki malesef sadece birbirlerini suçladılar... Kimse sorumluluğu kabul etmiyor, 'daha çok insan ölebilir ne olacak' niteliğinde savunmalar var;
AK Parti Grubu adına konuşan Zonguldak Milletvekili Fazlı Erdoğan da 1992'de 263 kişinin grizu patlaması sonucu öldüğünü belirterek, "O dönemin Çalışma Bakanı Mehmet Moğultay istifa etti mi? 30 kişi üzerinden, acıtasyonla siyaset yapmayın" dedi.


Bu patlamaların nedenleri, nasıl engellenebileceği ise konuşulmamakta.. En azından sık sık metan ölçümleri yapılabilir. Yasal olarak metanın havada bulunma oranı %1'dir, fazla çıktığında maden ocağı acilen boşaltılmalıdır.
ancak bunlar neden yapılmıyor esas soru budur sanırım? Özelleştirmenin hızla artıyor olması kar sağlama amacı insan canını değersiz kılıyor anladığım kadarıyla. Özel sektörün madencilik ve taş kömüründeki payının, 2002'de yüzde 3.2, 2005'te yüzde 25, 2006'da yüzde 34.3'e yükseldiği yazılırken gazetelerde önlemlerin alınmadığınında altı çiziliyor.

beklenenler sanırım 263 kişiye ulaşılması;
24şubat 2010 balıkesirde maden faciası 13 ölü
17mayıs 2010 zonguldak grizu patlaması 32 ölü
11aralık 2009 bursada grizu patlaması 19 ölü

Bu patlamalarda başka şehirlerden uzman ekipler bekleniyor. Bursa patlamasında Zonguldak'tan gelecek uzman ekipler beklenildi. Kim bilir belki o an orada uzman ekipler olsaydı kaç can daha kurtarılabilinirdi.

55 yıldır gerçekleşen maden kazalarında 2 binden fazla işçinin ölmesinin en büyük nedeni firma ihmalleri. Kazaların ardından hazırlanan bilirkişi raporlarında, havalandırma veya ışıklandırma yetersizliği, antigrizu özelliği olmayan kabloların olması, gaz ölçümlerinin yapılmaması gibi basit önlemlerle giderilebilecek eksiklikler göze çarpıyor.

Denetimler ne zaman firmaların maaşlarını kendilerinin ödediği denetimcilerden alınacak ve daha ciddi bir iş olarak görülecek merak etmekteyim...

Kaybettiğimiz madencilerimizin ailelerine sabır diliyorum...

Kızılderililer

      Kızılderili; sözcüğü Kuzey Amerika yerlilerine verilen genel bir isimdir. uzun yıllardır üzerlerindeki baskılara rağmen zor olsada varlıklarını koruyabilmişlerdir.
      Amerikanın keşfinden sonra; İlk yerleşimciler Seminoller, Çerokiler ve Mişuki kabileleri ile karşılaştılar. İspanyol kaşifler ise Kaliforniya'da Şoşon, Payitu, Kahula, Mevuk ve diğer bazı kabilelerle karşılaşmışlardır. 19. yüzyılda, Avrupalı kaşifler batıya doğru göç ederken Kızılderili kabileleri kendi topraklarından sürmüşlerdir.

      Bu dönem batıda Apaçi, Siyu ve Komançi ve diğer kabilelerle yapılan utanç verici savaşlar dönemidir. savaşlardan geriye kalan az sayıda yerli, rezervasyonlarda yaşamaya mecbur edilmiştir.(Rezervasyon;kızılderililer için ayrılmış küçük alanlar-1952 yılına kadar bu alanlarda yaşamaya zorlanmışlardır)

       ABD'de 554 Kızılderili kabilesi bugün resmi olarak hükümet tarafından Kabul edilmektedir. Günümüzde rezervasyonlarda  yaşamak zorunda değillerdir. 300den fazla kızılderili yerleşim bölgesi vardır.


       Bir taraftan dışlanıyor olsalarda kabilelerin isimlerinin verildiği ürünlerde vardır, hatta bu ürünlerin bir çoğu dünya pazarlarında dolşamaktadır.
Cherokee: chrysler tarafından üretilen bir jip
Apache: ABD hava kuvvetleri tarafından üretilen bir helikoplter markası
Comanche: ABD hava kuvvetleri tarafından üretilen bir helikoplter markası,Chrysler'in ürettiği bir kamyonet modeli.
Chevrolet: Dünyanın önde gelen spor otomobil üreticilerinden bir ABD firması
Fox: ABD'de bir tv kanalı


            Kızılderili kültürü tabiatla içiçe olmak, onu korumak üzerine kuruludur. Barışçıl yapıları vardır. eşitlik onların gözünde önemli bir değerdir.

Maddiyata önem vermezler yaşama şekilleri buna uygundur. Bu durumu anlatan bir kızılderili sözü eklemek istersek;

     * Son Irmak Kuruduğunda,
      Son Ağaç Kesildiğinde,
      Son Balık Tutulduğunda,
      İnsanoğlu Paranın Yenmeyecek Bir Şey Olduğunu Anlayacaktır...!





Onlar insanlara gösterdikleri saygıyı doğaya da gösterirler; onlar için ağaçlar çok değerlidir. Doğanın onlar için imkanlar sunduğunu bilirler ancak bu imkanları kullanırken aşırıya kaçmaz temkinli davranırlar.
       *Bizler ağaçlara zarar vermek istemeyiz. Ne zaman onları kesmemiz gerekse, önce onlara tütün ikram ederiz. Odunu asla ziyan etmeyiz, lazım olduğu kadar keser, kestiğimizin hepsini kullanırız. Eğer onların hislerini düşünmez ve kesmeden önce tütün ikram etmezsek, ormanın diğer bütün ağaçları gözyaşı dökecektir, bu da bizim kalbimizi yaralar..



Eşitlik anlayışlarıyla ilgili;

Arkamda yürüme, ben öncün olmayabilirim. Önümde yürüme, takipçin olmayabilirim. Sana uymayabilirim. Yanımda yürü ki böylece seni görebileyim, böylece ikimiz eşit oluruz.

Ute Boyu



Belkide onlar günümüz hiyerarşisine karşı oldukları için böylesine tepkiler görüyorlar, kim bilir neden kendi ülkelerinde bu denli sahiplenmekten(!) uzak yaşıyorlar...

TRT Uluslar Arası Belgesel Film Yarışması

           17-21 mayıs tarihleri arasında TRT belgesel günleri kapsamında izleyicilerle buluşan belgeseller bugün ödüllerine kavuşacaklar. ödüllerin verildiği program TRT de 21.30da yayınlanacaktır.


            Yarışmanın amacı trt'nin sayfasında; amatör ve profesyonel belgesel filmcileri desteklemek ve belgesel türünün gelişmesine katkıda bulunmak olarak yazılmış.

            Çeşitli ülkelerden organizasyona katılımcılar var. yarışma başlıca iki ana kategoride gerçekleşmektedir; birincisi ulusal, ikincisi uluslararası. bu kategorilerde amatör ve profesyonel olmak üzere iki ana dala ayrılıyor.



Bu yıl;

------ulusal Profesyonel kategordide yarışacak filmler------

-Kurşun Kalem, Mustafa Ünlü

-Zaman Zaman, Bülent Öztürk

-Kara Altından Altın Mikrofona, Metin Avdaç

-Silikozis, Ethem Özgüven-Sel.uk Erzurumlu-Petra HOLZER ÖZGÜVEN

- Flipper’ı Kurtarmak, Savas KARAKAS – Sibel MESÇĐ

- Perdeden Ekrana Yesilçam, Eren VURMAZ

- …Göç – Mehmet Özgür CANDAN

- Mekansız, Senol KARAASLAN

- Mor Menekseler, Özgür ORAKÇI – Egemen ADAK

- Kalemi Kırmasaydık, Yasin Ali TÜRKERĐ





-----Ulusal Amatör Kategoride Yarısacak Filmler-----

- Yeni Baslayanlar Đçin Türkiye, Trakya Bir Köy Düğünü, Kenan ERER

- Ustay(m)a Saygı; Yusuf Kurçenli Sineması, Yıldız BAKOĞLU

- Erdal’ın Kanalı, Murat AYMAN

- Kağıt Hane, Oğuz KARABELĐ – Belgin CENGĐZ

- Duvar, Emre KARADAS – Deniz OĞUZSOY

- Usta, Pehlivan ve Senlik, M.Erkam BÜLBÜL

- Sıh’ın Dolması, Güney Yemekleri Üzerine Bir Methiye, Murat ERÜN

- To Çiçeği, Dilsah ÖZDĐNÇ

- Özgürlüğe Mahkum, Nurullah DĐNÇER

- Kocaman Eller, Veysel Cihan HIZAR – Abdurrahman ÖNER

- Miraz, Rodi YÜZBASI





Yarışma ve katılan filmler hakkında ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

Sevgili Günlük

          Yazı yazılmasının öğrenilmesiyle birlikte günlük tutmaya başlar çocuklar. Kimisi abisinin ablasının günlük tutuyor olmasından heveslenmiştir. Kimisi de öğretmenin zorunlu tutması sebebiyle başlamıştır yazmaya. Ee malum benim abim ablam yok,  öğretmenimizde zorunlu tutmamıştı, bende haliyle alışamadım günlük tutmaya... (lise hazırlıkta hoca yazın demişti ama benim bünyem dayanmamıştı:p birde ingilizce olacak hani...)

           Her yaptığının hesabını tutmaktı benim gözümde günlük yazmak. Mutlu olduğum anları yazsam; zaten hatırlıyordum onları. Üzüldüğüm anları yazsam; sonra tekrar bakıp hatırlamaya ne gerek vardı? insan unutmalıydı eğer yeniden okuyunca hüzünlenecekse... Derler ya bunlar sonra aklına gelince gülüp geçiceksin diye ben korkardım gülüp geçememekten o yüzden yazmazdım.

           Günlük nedir ki zaten bir kağıt parçası.. Yazarsın yazarsın ve yeniden yazarsın... Bir yere giderken yük olur çantanda ve sürekli bir yenisi vardır. Biter çünkü yazdıkların sığmaz içine. Ama bir de 'sevgili günlük' var:) Ne biter ne yük olur sana aksine mutluluktur senin için... Evet sevgili günlük; benim can dostlarımdan birisinin kod adı:P !her biri benim günlüğüm oldu şüphesiz ki ama onun kod adı sadece:D! bir pasta yapma gecesinde başladı herşey çikolata sosunun yanmasıyla sevgili günlük diye dert yanmaya başladı nurcan.. sonra ne zaman bir derdimiz, sevincimiz, anlatmak istediğimiz bir şey olsa gecesi gündüzü olmadan sevgili günlük diyerek anlatmaya başladık... Böyle olsa keşke tüm günlükler, sen anlattıkça içten bir gülümsemeyle sevincini paylaşsa, yorumlar yapsa senin bakış açına yakın bir şekilde yaşadıklarına ve belki  gözyaşlarını silse elleriyle... Ellerimiz uzak kaldı gözyaşlarımızdan belki bir süredir ama artık uzak olmayacak. birkaç günlüğünede olsa yollar sorun olmayacak. sevgili günlüğüm geliyor 2 gün sonra...

           Bir sürü şey anlatmaya ihtiyacım varken diyorum ki sana hoşgeldin sevgili günlük:)

sevinin küçükler:)

               23nisandı takvimin gösterdiği zaman. İçimizdeki çocuk daha büyümediği için bir yerlerde bir kutlama bulmak istedik. Ama ne 9da okulda toplanmamız gerekiyordu o eski günler gibi ne stadyumda zorunlu görevimiz vardı... Peki kutlamadan olur muydu hiç? Tabiki olmaz:) Bizde toparlandık 4yapraklı yonca projesine devam ettiğimiz hastanemize, çocukların yanına gittik.
    
               Bu planlarımızı yaparken, tegv de gönüllülük yapan bir arkadaşımla karşılaştım. Şans bu ya öyle bahsetmeye başladık 23nisan, çocuklar... Birden arkadaşının palyaço kıyafeti olduğunu öğrendim. Bırakır mıyım hiç çocuklara palyaçoyla birlikte gitmek varken:) aldım kıyafetleri düştüm yollara:D Hepimiz bir yerlerde palyaço olduk, ee büyükte olsak çocuklarız biz hala. 
        
               Önce balonlarımızı şişirdik coşkuyla, süsleme yaptık sınıfları süsler gibi, bayraklar donattı her yeri. Sonra palyaço makyajı, kıyafeti düştü halil yollara... çocuklar mı çok eğlendi siz mi dersiniz bilmiyorum açıkcası. Ama biz daha mutlu olduk yüzlerindeki tebessümü görünce..

              o zaman yirrmii üç nisaaaan kutluuu olsuuuun .. sevininnn küçükler övünün büyüükkkler yirrmii üç nisaaan kutluuu olsun:)

               

bir yumak sevgi...

                 Birgün tanımlayamadığın bir sevgi yumağı bulursun içinde; yumağın ucundan tutmuşsundur bir an o heyecanla tüm ip dolaşıvermiştir içinde. İpin diğer ucu sevdiğin kişidedir.  Her hareketinden etkilenirsin, gerginlik olsa hemen hissedersin... Ee içinde dolaşmış durumda...

                Sevdiğin çekip gitmeye kalksa içini bir sıkıntı kaplar, ipin ucu onda ya çektikçe düğümler oluşur içinde. Birçoğu belki açılmazlar bir daha, içini acıtırlar hep. Bir bölümünün ise düğüm olmasını engelleyebilmişsindir. Sadece dolaşmıştır onlar. İpin ucunun o karmaşanın içinden geçerek, teker teker kurtarması gerekir seni bu sıkıntılardan. Ama tabiki bunu yapabilmesi için iyi bilmeli seni, seni ve yollarını..

Parlayan Tanecikler

               Çok gülen insanlar aslında ağlamaktan çok korkanlardır.
              
               Ağlamaya çok müsait yapıları vardır, birçoğuna göre fazla duygusallardır ama açıkta yaşamayı sevmezler duygularını. Üzülmesi gereken şeylerin farkındadır ya da ciddi üzüntüler değilse onlardan heyif çıkarmasını öğrenmiştir. Birçoğu kendisiyle bile dalga geçmeyi bilir. Onu bildikten sonra zaten pek takmazsın birşeyi.
             
               Dudaklarının tebessümünü sağlayan kasların diğer uçlarını gözyaşı bezlerine bağlı zannederler. Bıraksalar bir an gülümsemeyi gözlerinden parlayan tanecikler boşalıverecektir, içinde binlerce duyguyu barındıran parlayan tanecikler.

               Sonra gözyaşlarından korktuğu için o anda da gülecek birşeyler arayacaktır. Çünkü o gözyaşlarını güçsüzlüğün göstergesi olarak kabul etmektedir. Yanında ruhunun kapılarını açtığı birileri olduğunda ağlar sadece. Oysa gözyaşları da güçtür. Onlarda kendini ifade etmenin yoludur. Anlayanlar için neler neler barındırırlar.